internetin kurtu

Çocuk nörolojisi

Bilinçli birer anne baba olarak bebeğinizi dikkatle takip etmelisiniz. Çünkü ancak böylelikle onların sağlık sorunlarına doğrudan katkıda bulunabilirsiniz. Özellikle de beyinle ilgili hastalıklar gibi endişe verici durumlarda…

Çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıkları aslında sık görülen ama az bilgimizin olduğu hastalıklardır. Havalelerden, sara hastalığından korkulurken diğer beyin ve sinir hastalıkları gözden kaçar ve tedavisi gecikir.

Çocuklarda nöroloji az bilinen bir uzmanlık dalıdır. Özetle beyinle ilgili çocukluk çağı hastalıkları bu dalın konusudur. Burada özellikle havaleler, bayılmalar, gelişme gerilikleri, riskli bazı yeni doğanların izlenmesi, konuşamama, yürüyememe, dengesizlik, tikler ve kimi davranış sorunları ele alınır. Bu hastalarda altta yatan sebeplerin ortaya çıkması için ayrıntılı bir nörolojik muayene ve hikayenin değerlendirilmesi kadar çeşitli testlerin de uygulanması gerekir.

Çocuk nörolojisi erişkinlerden farklı olarak çok geniş bir hastalık yelpazesini kapsar. Bu hastalıklar ve tedavi yöntemleri ise kısaca şöyle sıralanabilir.


Bu Konunun Devamını Okuyun »

Etiketler:

Altını ıslatmada genetik faktör

Üç yaşındaki çocukların yüzde 40′nın gece altını ıslattığı ve gece altını ıslatmanın büyük oranda genetik yatkınlığa bağlı olduğu belirtildi.

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Hatun, altını ıslatmanın çoğu zaman mesane gelişimindeki gecikmenin bir sonucu olduğunu söyledi ve ”3 yaşındaki çocukların yüzde 40′ı gece altını ıslatıyor” dedi.

Bu oranın 5 yaşında yüzde 20′ye 6 yaşında yüzde 10′a düştüğünü ifade eden Hatun, şunları kaydetti:

”Erkek çocuklar kızlara göre daha sık altını ıslatma sorunu yaşıyor. Aileler, 5-6 yaş civarında bu sorunla ilgilenmeye ve genellikle de 7-8 yaşında hekimlerden yardım istemeye başlarlar. Gecealtını ıslatmanın iki tipi vardır. Eğer çocuk hekime getirilinceye kadar devamlı altını ıslatıyorsa birincil tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya başlamışsa ikincil tip altını ıslatmadan söz edilir.

Altını ıslatan çocukların büyük bölümü birincil tiptedir. Nedenleri ise fizyolojik ve organik olmak üzere iki gruptur. Yüzde 90-95′i fizyolojiktir. Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitesinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bilinmektedir. Esas önemlisi altını ıslatma büyük oranda genetik yatkınlığa dayanır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta yüzde 45, ikisinde birden varsa yüzde 77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır.”

“AİLELERİN TUTUMU ÖNEMLİ”

Prof. Dr. Hatun, altını ıslatan çocuklara davranış biçiminin çok önemli olduğunu da ifade ederek, şöyle devam etti:

”Altını ıslatan çocuklara ailelerin ve toplumun yanlış tutumu zarar vermektedir. Bunların içinde en tehlikelisi (altına yapan kızını sobaya oturttu) gibi haber başlıklarına konu olan cezalandırma girişimleridir. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakır. Aileler çocuğun benlik saygısını zedelemeden bu sorunu çözmelidir. Hekime getirilen çocuklar daha önce söz edilen organik faktörlerin varlığı bakımından incelenmeli, fizyolojik olup olmadığı belirlenmelidir. Bunun için gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, acil idrar yapma, kafa travması geçirme, horlama gibi yakınmaların olup olmadığı soruşturulmalıdır.

Fizyolojik nedenle altını ıslatan çocuğa gece kaldırıp tuvalete gitme bir hedef olarak kesinleştirilmeli, tuvalete ulaşmak kolaylaştırılmalıdır. Yatmadan önceki 2 saat boyunca fazla sıvı alınmamalı ve kafein içeren içecekler kesinlikle verilmemelidir. Gece kuru kalması için bez bağlanmamalıdır.”

Prof. Dr. Hatun, tedavi yöntemlerinde, alarm cihazı ve ilaç kullanıldığını dile getirerek, alarm cihazının çocuk idrarı kaçırmaya başladığı anda harekete geçtiğini ve çocuğun uyanıp tuvalete gitmesini sağladığını söyledi.

Alarm yönteminin yüzde 70-84 oranında başarı sağladığını vurgulayan Hatun, vücutta sıvı tutulmasını sağlayan ilaçların da kullanılabildiğini, ancak alarm ve ilaç yönteminin birlikte kullanılmasının daha yararlı olduğunu sözlerine ekledi.

Etiketler: , , , ,

Televizyon çocukları saldırganlaştırıyor

Hep içimizi kemiren o şüphenin kanıtları sonunda bulundu: TV izlemenin çocukların üzerinde olumsuz etkisi var. Ancak tüm suç şiddet içeren programlarda değil. Araştırmacılar hareketsiz ve yalıtılmış bir şekilde geçirilen bitmek bilmez saatlerin çocuğun gelişimi üzerinde kendine özgü etkileri olduğunu dile getiriyorlar.

Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı bölümünden Dr.Elif Özmert’e göre, çocuğun gözünü ekrana dikip TV izlediği saatlerin uzunluğu sosyal yetileri ve okul başarısını doğrudan etkiliyor. Türkiye’deki TV programları en az ABD’dekiler kadar şiddet içeriyor.

Araştırma Pediatric and Adolescent Medicine(Çocuk ve Ergen Tıbbı) dergisinin Eylül sayısında yayınlandı.

Araştırmada günde iki saatten uzun süre televizyon karşısında kalan çocukların sosyalleşme ve dikkatlerini toplama konusunda sorunları olduğu, suça eğilimli ve daha saldırgan oldukları sonucu elde edildi. Günde dört saatten fazla televizyon seyreden çocuklarla ilgili sonuçlar ise daha da vahimdi.

Özmert’e göre bu durumun suçu bir parça programların içeriğine yüklense de her şey bundan ibaret değil. Tek başına bu kadar uzun süre televizyon izlemenin getirdiği hareketsizlik ve çevreden yalıtılmışlık saldırganlığın artmasına katkıda bulunmuş olabilir.

Çok fazla TV izlemenin okuldaki başarıyı da etkilediği görüldü. Daha fazla TV izleyen çocuklar derste dikkatlerini toplamakta daha fazla zorlanıyordu.

Özmert araştırmasında ’Araştırmamızın ve bu konudaki diğer araştırmaların sonuçları televizyonun davranış bozukluğu ve öbür psikolojik sorunlara yol açmaktan ötürü suçlanması için yeterli olmasa da televizyon izlemenin davranışla ilgili sorunlarda risk yaratan bir etken olarak sayılmasını ve doktorların hastalarının televizyon izleme alışkanlıklarını dikkate almasını gerektirecek kadar ciddi.’ ifadesine yer verdi.

Etiketler: , ,

Bebeklere inek sütü vermeyin

Erken süt çocukluğu döneminde inek sütü verildiğinde; büyüme geriliği, demir eksikliği, kansızlık, bağırsaklarda kanama, böbrek fonksiyonlarında ve beyin gelişiminde sorunlar yaşanıyor.

Uzmanlar, bebeklik ve çocukluk yaş grubunda sağlıklı büyümeyi olumsuz etkileyen faktörlerin başında bebeklerin ilk bir yaş içinde inek sütü ile beslenmesi olduğunu söylüyor. Türkiye’de erken süt çocukluğu döneminde bebeklere yaygın olark verilen inek sütü ile ilgili Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Metabolizma Gastroentoroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz önemli açıklamalrda bulundu.

Benal Büyükgebiz, “İnek sütü, içerdiği özellikler nedeni ile Avrupa ve Amerika’daki ilgili tüm tıp otoriteleri tarafından ilk 1 yıl içinde bebeklere tavsiye edilmiyor” dedi. İnek sütünün, demir ve C vitamini içeriğinin düşük olduğunu belirten Büyükgebiz, inek sütü kullanımının bebeklerin bağırsaklarında gizli kanamya yol açarak demir eksikliği ve kansızlığa neden olabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Benal Büyükgebiz, Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin, ilk bir yaş içinde bebekler için sakıncalı olan inek sütü kullanım miktarını artırdığını belirterek anne ve babalrın bu konuda bilgilendirilmeleri ve uyarılmaları gerekir dedi. Büyükgebiz, ”Her bebek haytının ilk altı ayında anne sütü almalı, daha sonra ek gıdalara geçmelidir. Anne sütünün olmadığı veya eksik olduğu durumlarda anne sütünün yerine, anne sütünün içerdiği özelliklere haiz bebek mamalarının kullanılması gerekir. İnek sütü bebek beslenmesinde kesinlikle anne sütünün yerine kullanılabilecek bir alternatif değildir” dedi.

Ek gıdalara geçilmesinin en önemli nedenleinden biri artan demir ve enerji ihtiyacının karşılanması; diğeri ise çocuğun pürtüklü gıdalara alıştırılmasıdır diyen Benal Büyükgebiz, inek sütünün veridiği bir beslenme uygulaması ile bebeklerin pürtüklü besinleri yutmaya alışamayacağını, daha sonraki aşamalarda da çiğnemeyi öğrenemeyeceğini belirtti. Büyükgebiz, bu durumda bebeğin büyümeyi sağlayacak besinleri tüketmeyi başaramayacağını, bunun sonucunda da beslenme yetersizliği, büyüme geriliği, demir eksikliği, kansızlık gibi önemli sağlık sorunları ile karşılaşacağını söyledi.

Anne sütü herhangi bir sebepten dolayı verilemiyorsa ya da bebeğe yeterli olmuyorsa inek sütünün kesinlikle alternatif gıda olmaması gerektiğini belirten uzmanlar, ilk bir yaş içerisinde inek sütü ile beslenen bebeklerde oluşacak sağlık sorunlarını şu şekilde sıralıyorlar.

- İnek sütü, demir ve C vitamini açısından yetersiz olduğu için bağırsaklarda gözle görülmeyen gizli kanamalara, demir eksikliği anmisine (kansızlığına) neden oluyor.

- İlk bir yıl inek sütü ile beslenen bebeklerde alerjik hastalıklara yakalanma oranı yükseliyor.

- İnek sütü ile beslenen bebekler, gerektiğinden daha fazla mineral özellikle dev sodyum, potasyum ve klor alıyor. Bu da bebeğin henüz tam gelişmemiş böbrek fonsiyonlarını ve su-elektrolit dengesini olumsuz etkiliyor. Bebek dehidratasyona (sıvı kaybına) daha yatkın oluyor.

- İnek sütü, anne sütünde ve bazı mamalarda bulunabilen ve hayati öneme haiz, bebeğin gözündeki retina tabakası, beyin hücreleri, doku hormonlarının gelişiminde rol oynayan omega-3, omega-6 yağ asit metabolitleri gibi maddeleri içermiyor.

- İnek sütünün, içerdiği yağ nedeni ile hazmı oldukça güç oluyor.

- İnek sütü, beyin gelişimini olumsuz etkiliyor.

- İnek sütünün düşük D vitamini içeriği nedeni ile normal bir kemik ve iskelet gelişimi sağlanamıyor.

Etiketler: , , , ,

Bebeklere masaj yapmanın faydaları

Bebeklere doğumunun 15. gününden itibaren uygulanan masaj, boy ve kilo artışını sağlıyor, uykuyu düzenleyerek bebeğin daha daha uzun süre uyumasını kolaylaştırıyor.

Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı’nda yapılan doktora çalışması, bebeklere doğumunun 15. gününden itibaren uygulanan masajın, boy ve kilo artışını sağladığı, uykuyu düzenleyerek bebeğin daha huzurlu ve daha uzun süre uyumasını kolaylaştırdığı sonucunu ortaya çıkardı.

9 ay süreyle Bornova Osmangazi Seher Şükrü Ergil Sağlık Ocağı’na gelen 60 bebek ve anneleri üzerinde yürütülen araştırma, bebeklerin evlerinde de sürdürüldü.

Sağlıklı ve ailelerinin sosyal ve demografik özellikleri, gelir düzeyleri, doğum şekli, doğum sırası, emzirme süreleri, bebeğe bakan kişi, evde yaşayan birey sayısı gibi değişkenler de dikkate alınarak 30 bebeğe masaj uygulanırken, aynı özelliklere sahip 30 bebek de test grubu olarak seçildi.

Araştırma kapsamına giren masaj grubu ve kontrol grubu bebeklerin 4. ayın sonunda gündüz, gece ve 24 saatlik uyku sürelerinde masaj grubu lehine anlamlı bir farklılık görülürken, yapılan analizde masaj ve kontrol grubu bebeklerin yalnızca gündüz uyku süreleri arasında farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu.

Araştırma Görevlisi Dr. Hatice Bal Yılmaz, “Doğumdan itibaren sevgi dolu, güven verici dokunuşlar ve kucaklamalar bir bebeğin sağlıklı gelişiminde ve anne-babası ile daha sağlıklı bir etkileşim geliştirmesinde büyük önem taşır. Bebek masajı da bu birliktelik için eşsiz bir fırsattır” dedi. Masaj uygulamasının bebeklerin ağırlık ve boy artışları üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu, ayrıca bebek masajının erkek bebeklerin ağırlık ve boy artışında kızlara oranla daha etkili olduğu saptandı.

Araştırmayı yürüten Dr. Hatice Bal Yılmaz, masaj uygulanan bebeklerin kontrol grubuna göre daha fazla çevreyle ilgili, aktif ve canlı davranış sergilediklerini, psiko-motor gelişim davranışlarından “annelerini gördüklerinde gülümseme, sevgi sesleri çıkarmaya başlama (agulama), eline verilen nesneleri ağzına götürebilme ve hareket eden cisim ya da kişileri takip etme sürelerinin” kontrol grubuna göre daha erken gerçekleştiğini belirtti. Yılmaz ayrıca, masaj grubu bebeklerin annelerinin durumluk kaygı düzeyleri ile masaj uygulaması arasında anlamlı bir etkileşim olduğunun saptandığını da ifade etti.

Bebek masajı nasıl uygulanıyor?
Arş. Gör. Hatice Bal Yılmaz, bebek masajının, bebeğin doğumunu takip eden 15. günden itibaren yapılabileceğini, ancak masaj için hijyenik ortamla birlikte oda sıcaklığı ve masajı uygulayacak kişinin bazı kurallara uyması gerektiğini ifade ederek, “Oda ısısının bebeği üşütecek kadar soğuk ve terletecek kadar sıcak olmaması, odanın ışık alan aydınlık bir ortam olması gerekiyor. Masaj yapacak kişinin el hijyeni, tırnaklarının kesilmiş olması ve cilt rahatsızlıklarının bulunmaması önemli. Masaj yapacak kişinin rahat bir pozisyonda olması lazım. Bebeğin de keyfinin yerinde olması gerekiyor. Ayrıca bebeğin herhangi bir rahatsızlığı, ateşi, ağrısı, yarası olmamalı. Bebeğin cildi çok hassas olduğu için, ellerimizi kayganlaştıracak bir bebek losyonu önerilebilir. Onun dışında küçük temiz bir havlu, yedek bir havlu ve yedek bebek bezinin bulunması yararlı olacaktır” diye konuştu.

Bebeğin masajına vücudun herhangi bir yerinden başlanabiliyor. Ancak bebeğin hoşlandığı alan belirlendiğinde, bu bölgeden başlanması başarıyı kolaylaştırıyor. Yüz masajı yapılırken, ele herhangi bir şey sürülmemesi gerektiğini dile getiren Hatice Bal Yılmaz, “Ağız, gözler gibi bölgelere bir şey bulaşmamalı” diyerek teknik bilgiler aktardı. Yılmaz, masajın mutlaka bir uzmanın kontrolünde başlamasını önerdi. (İHA)

Etiketler: , , , ,