“Tüberküloz toplumsal önemi olan bir sorun”

Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Zuhal Karakurt, tüberkülozun (verem) hastaya verdiği zararın yanı sıra tedavi edilmezse hastanın çevresindeki kişilere de bulaşma riski nedeniyle toplumsal önemi olan bir sorun olduğunu bildirdi.
Karakurt, “24 Mart Dünya Tüberküloz Günü” dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, kamuoyunda “verem” olarak da bilinen hastalığın öksürük ve aksırıkla bulaştığını hatırlatarak, ailede hasta biri olması halinde diğer bireylerin de risk altında olduğunu aktardı.

Hastalığın bulaşmasının kolay olduğunu ve bu nedenle Türkiye’de kişileri ileride virüse karşı koruyacak hücrelerin geliştirilmesi için bebeklere 1 aylık olduklarında canlı verem aşısı yapıldığına işaret eden Karakurt, “Eğer verem hastalığı olan biriyle uzun süre aynı ortamda bulunulursa, hastalık en yüksek oranda ilk iki yılda gelişir. Verem mikrobu, güneş ışığındaki ultraviyole ışığı nedeniyle hemen ölür. Bu nedenle güneş ışığı girmeyen yerlerde, verem mikrobu bir süre kalabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Karakurt, güneş ışığının direkt girmediği veya verem hastalarının bakıldığı hastanelerde mikrobu yok etmek için ultraviyole özellikli lambaların kullanıldığını anlatarak, şöyle devam etti:

“Veremin tedavisi eskiden yoktu ve iştahsızlık, gece terlemesiyle hasta kişiyi mum gibi eritmesi nedeniyle ‘ince hastalık’ denirdi. Günümüzde tedavisi mümkün olan hastalık, en az 6 ay süreli ilaç tedavisi olarak verem savaş dispanserlerinde sağlanır. Kişi ilk 15-20 günde kendini iyi hissedince ilaçlarını bırakabilir. Bu nedenle ilaçların direkt gözetim altında verilmesi gereklidir. Verem savaş dispanserleri, ülkemizde bu görevi üstlenir. Tüberküloz hastalığı kişiye zarar verdiği gibi tedavi edilmezse hastanın çevresindeki kişilere de bulaşma riski nedeniyle toplumsal önemi olan da bir hastalıktır.”

 “2-3 haftadan fazla süren öksürüğe dikkat”

Karakurt, Türkiye’de 2005’ten bu yana verem hastası sayısının azaldığına dikkati çekerek, “Son 8 yılda nüfus artışı da olduğu dikkate alınırsa, verem savaşının başarılı olduğu görülmektedir. Bu başarıda, yüksek hasta bulma hızı, yüzde 90’ları geçen tedavi başarı oranları, temaslı muayenesi ve koruyucu tedavi uygulamalarıyla verem savaşı dispanserlerinin rolü büyüktür” ifadelerini kullandı.
Ülkede 12-15 milyon kişinin uyur durumda verem mikrobu taşıdığının tahmin edildiğini vurgulayan Karakurt, bunların yaklaşık yüzde 10’unun yaşamlarının bir döneminde hastalık geçirme ihtimallerinin olduğunu kaydetti.

Tüberküloz hastalarının en sık görülen yakınmaları arasında, 2-3 haftadan uzun süren ve tedaviye cevap vermeyen öksürük, balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, ateş, gece terlemesi, yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, nefes darlığı ile göğüs ve sırt ağrısı gibi durumların olduğunu bildiren Karakurt, şunları kaydetti:

“Hastalığı ilerlemiş vakalarda bazen bu belirtilerin çoğu görülebildiği gibi, bazen de hastalığın erken dönemlerinde çok az belirti görülebilir. Bu yakınmalar genellikle hafif başlayıp yavaş ilerlediğinden pek çok hasta doktora başvurmakta gecikmektedir. Akciğer dışı tüberküloz hastalığı olanlarda hastalığın olduğu organa ait daha farklı belirtiler de olabilir. Örneğin lenf bezi tüberkülozunda hastalığın olduğu lenf bezinin büyümesi, böbrek tüberkülozunda idrarda kan görülmesi, kemik tüberkülozunda ağrı gibi pek çok belirti de görülebilir.”

Karakurt, tüberkülozdan korunmak için hastaların etkin şekilde tedavi edilmesi ve koruyucu ilaç kullanılması gerektiğini vurgulayarak, henüz enfekte olmamış çocuk yaş grubundaki bireylerin BCG aşısıyla korunması ve bulaşmanın önlenmesi amacıyla hijyen kurallarına özen gösterilmesi gerektiğini belirtti.

(AA)

Etiketler: , , , , , ,
Genel
null
    null