Panik atak nedenleri tadavisi
Panik atak, diğer bazı anksiyete (kaygı) bozukluklarıyla beraber en sık görülen ruhsal problemlerden biridir.
Santral sinir sistemi üzerinde yapılan çalışmalar bu tür kaygı bozukluklarının nedenlerinde genetik yatkınlık ihtimalinin güçlü olduğunu göstermektedir. Zira stres dolu iş ve aile yaşamı olan insanların önemli bir kısmı hiçbir ruhsal hastalık belirtisi göstermezken, bazı insanlari ciddi derecede kaygı bozuklukları geliştirebilmektedir. Kaygı bozuklukları tedavi edilmediklerinde kişinin acı çekmesine, kendini toplumdan soyutlamasına, iş başarılarının düşmesine ve nihayet kişide bazı fiziksel hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Panik atak adı verilen hastalık, ruhsal kaynaklı olan ve kendini oldukça güçlü bedensel belirtilerle gösterebilen bir kaygı bozukluğudur.
Panik atak, DSM-IV kriterlerine göre (DSM-IV psikiyatrik bozuklukları standardize ederek kolay sınıflandırılmasını sağlayan ve tüm dünya psikiyatristlerinin kullandığı ortak dilin yeraldığı kitap olarak tarif edilebilir).
DSM-IV’e göre aşağıdaki belirtilerden dördünün ya da daha fazlasının kişide aniden başlaması ve 10 dakika içinde en yüksek düzeye ulaşması durumunda panik atak sözkonusu olabilir:
1. Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması
2. terleme
3. tüm vücutta titreme ya da sarsılma
4. nefes darlığı, boğuluyor gibi olma duygusu
5. soluğun kesilmesi
6. göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
7. bulantı ya da karın ağrısı
8. baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
9. gerçekdışılık duyguları ya da benliğinden ayrılmış olma
10. kontrolü kaybetme ya da çıldırma korkusu 11. ölüm korkusu
12. paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)
13. üşüme, ürperme ya da ateş basmaları
Yukarıdaki belirtiler önemli bir kalp, beyin ya da diğer bir organ sistemi bozukluğuna işaret eden belirtiler de olabilir. Bu tür hastalıkların hayati önemi nedeniyle panik atak tanısı tüm tıbbi hastalıklar araştırılıp organlarda herhangi bir problem bulunamadığı zaman konulan bir tanıdır.
Yukarıdaki belirtileri sık sık yaşayan birinin günlük iş yaşamaında ve aile yaşamında ciddi problemler ortaya çıkma riski söz konusudur. Özellikle işveren konumunda olan bir kişinin çalışanlardan birinde öncesinde hiçbir problem yaşamazken söz konusu kişinin iş performansının düştüğünü gözlemlemesi durumunda, özellikle söz konusu kişinin hastane ziyaretleri sıklaşıyorsa, kendini toplumdan soyutlamaya başlamışsa her zaman bu tür bir panik bozukluğu düşünmelidir. Panik atak yaşayan kişiler bu ataklar toplum içinde de ortaya çıkabileceğinden toplumdan kaçma eğilimi gösterirler. Aynı şekilde bu kişiler ev yaşamlarında da değişken davranışlar sergileyebilirler. Böyle bir durumda eleştirmek yapılabilecek en kötü şeydir. Panik atak gerçekten ciddi belirtilerle seyreder. Anlayışlı olmak, karşı tarafı yargılamadan yardım alması önerisinde bulunmak ve o bireyi hemen silmek yerine hastalığın tedavi edilebilirliğinin bilincinde olmak, medeni bir insanın benimseyeceği en iyi davranıştır.
Ayrıca her birey hayatının herhangi bir döneminde böyle bir durumla karşı karşıya kalabileceğinden, bu belirtiler hakkında duyarlı olmalı ve gerekli durumlarda profesyonel yardım almak için başvurmalıdır.
Gebelik en erken ve en doğru bir şekilde ne zaman anlaşılır
Gebeliğe henüz hazır olmayan çiftlerin sordukların en sık soruların başında gebelik en erken ve doğru ne zaman anlaşılır sorusu geliyor.
Özellikle henüz bir gebeliğe hazır olmayan bir çiftin belki de en sık sorduğu soru budur. Aşağıdaki yazıda bu sorunun net bir cevabını bulabileceğinizi umuyorum…
Gebeliğin en erken dönemde tanısı için günümüzde üç yöntem vardır:
1-Kanda beta HCG hormonu ölçümü:
Bu ölçümle gebelik henüz adet gecikmesi olmadan önce, tercihan beklenen adetten 5 gün önce hata payı düşük bir şekilde anlaşılır. İsteyen herkes bir kliniğe başvurarak bu ölçümün yapılmasını isteyebilir. Şu anda gebeliğin daha erken tanısı için daha geçerli bir yöntem yoktur. Yani korunmasız bir ilişkiden hemen sonra gebelik oluşup oluşmadığını belileyebilen bir yöntem henüz geliştirlebilmiş değildir. Ancak korunmasız bir ilişkiden sonraki ilk 72 saatte bir doktora başvurularak muhtemel bir gebeliği önlemek %99.9 oranında mümkün olabilmektedir (Bu sayfada acil korunma bahsine bakın).
Ölçümde beta HCG (kliniğin referans değerlerine, yani raporda belirtilen değerlere göre değişmek üzere) 0-5 arası çıktığında gebe olmadığınızı teyid edebilirsiniz ve normal zamanda adet kanaması gerçekleştiğinde doktora başvurmanız gerekmez. Sonuç bu değerlerden yüksek çıktığında doktor muayenesi gerekir.
2-İdrarda gebelik testi:
Bu testler genellikle adet gecikmesi bir haftayı bulduktan sonra uygulanırlar. Eczanelerde satılan testler ile kliniklerde uygulanan testlerin hassasiyetleri daha farklıdır ve kliniklerde uygulananların daha hassas oldukları düşünülmektedir. Bu testlerin özellikleri test pozitif çıktığında gebeliğin gerçekten varolma olasılığının çok yüksek olması, negatif çıktığında ise gebeliğin gerçekten olmadığından tam olarak emin olmanın mümkün olmadığıdır.
Test negatif çıktığında gebelik belirtileri varsa ek bir önlem olarak teste bir doktor muayenesi eklenmesi önerilir.
Gebelik belirtileri yoksa belli bir süre adet kanaması beklenebilir (maksimum 10 gün beklemenizi öneririm) ve kanama gerçekleşmezse yine doktor muayenesinden geçmekte fayda vardır.
3-Doktor değerlendirmesi:
Biz bu değerlendirmede jinekolojik muayene bulguları, ultrasonografi ve gebelik testi bulguları ışığında sizin gebelik durumunuz hakkında size net bilgiler sunarız. Özellikle adet gecikme süresi uzun olan kadınlarımızın direkt olarak doktora başvurmaları önerilir.
Gebeliklerin planlı oluşması, istenmeyen gebeliklerin ortaya çıkmaması hepimizin arzusudur. Ancak insanoğlu varlığını sürdürdükçe sosyal, ekonomik, psikolojik, tıbbi bazı nedenlerle istenmeyen gebelikler her zaman olacaktır. Böyle durumlarda bu gebeliğin sonlandırılmasından doğacak tıbbi ve psikolojik sonuçlardan en az etkilenmek için temel koşul tanının erken konulması ve bu konuda ehliyeti olan tecrübeli kişilere başvurulmasıdır. Bu nedenle gebelikle ilgili en ufak bir şüpheniz olsa dahi derhal durumun açıklığa kavuşturulması için yukarıdaki bilgiler ışığında hareket edin.
Daha da ideal olanı: Mutlaka etkili bir aile planlama yöntemi uygulayın…
Aşık olduğunuzu anlatan 50 işaret
En aptal aşk şarkıları bile size son derece anlamlı geliyor, eski sevgilinizi gördüğünüzde içiniz kıpır kıpır olmuyor ve eski Türk filmleri dahi sizi hüzünlendiriyorsa, kesinlikle aşıksınız
Birbirinizi gerçekten sevip sevmediğinizi anlamak için bazı ipuçlarına ihtiyacınız var.
Eski sevgilinizi gördüğünüzde içiniz kıpır kıpır olmuyor, en aptal aşk şarkıları bile size son derece anlamlı geliyor ve artık eski Türk filmleri dahi sizi hüzünlendiriyorsa, kesinlikle aşıksınız.
İşte aşık olduğunuzdan emin olabilmeniz için 50 işaret:
- Seni seviyorum demeye doymuyorsanız
- En bakımsız halinizi bile görmesine aldırmıyorsanız
- En bakımsız halinize bile bayılıyorsa
- En sarhoş olduğu zamanlarda bile, asla size eski sevgilisinin adıyla hitap etmiyorsa
- Eski sevgilinizi gördüğünüzde içiniz kıpır kıpır olmuyorsa
- İş seyahatine çıktığında ondan haber alamadığınızda, sinirlenmek yerine, başına birşey gelmesinden endişe ediyorsanız
- Gazetenin 3. sayfasını okurken gördüğünüz kötü haberler sizi çok etkiliyorsa ve ya o da böyle bir kaza geçirirse diye düşünüp telaşa kapılıyorsanız
- Başınız çok ağrıdığında, uyumanıza yardım etmek için, bütün gece size Sindrella’yı ve Robin Hood’u anlatıyorsa
- Birlikte tatlı yaparken çok eğleniyorsanız
- Alışverişten sonra sizinle ilgileniyorsa. Ama sadece kredi kartı borcunuzu öğrenmek için değil, aldığınız şeyleri görmek için
- Yedekte adam tutmak huyunuz, esrarengiz bir şekilde sizi huzursuz etmeye başladıysa
- Sizin için çok önemli bir toplantıda, yüzünüzde bir gülümsemeyle hayallere dalıyorsanız
- En aptal aşk şarkıları bile size son derece anlamlı geliyorsa
- Eski Türk filmleri sizi ağlatmaya başladıysa
- Çevrenizdekiler, sizin çok daha anlayışlı ve pozitif biri haline geldiğinizi söylemeye başladılarsa
- Daha telefon çalarken, onun aradığını anlıyorsanız
- Siz seyahatteyken, her gün çiçeklerinizi sulamak için size uğruyorsa
- Size araba kullanmayı öğretirken, sabrını sonuna kadar muhafaza edebiliyorsa
- Saçınızın rengini bir ton bile değiştirseniz, loş ışıkta dahi farkı anlıyorsa
- Birbirinizin kredi kartı şifresini biliyorsanız
- Annenizle sevgi dolu bir ses tonuyla konuşuyorsa
- Annesiyle sevgi dolu bir ses tonuyla konuşuyorsanız
- Henüz evlenmeden çocuk isimlerinden bahsetmeye başladıysanız
- Onsuz tatile çıktığınızda, bütün vaktinizi telefon başında onu ne kadar çok özlediğinizi anlatarak geçiriyorsanız
- Canınız işe gitmek istemediğinde sizin için patronunuzu arayıp hasta olduğunuzu söylüyorsa
- Siz kilo aldıkça, tombul kadınları sevdiğinden bahsediyorsa
- Üzerinde son derece eski moda giysiler olsa bile, onunla en yakın arkadaşlarınızın uğrak mekanı olan eğlence yerlerine gitmekten rahatsız olmuyorsanız
- Size durup dururken çiçek alıyorsa
- Size hala oyuncak ayılar ve tüylü köpekler alıyorsa
- Ne kadar saklamaya çalışsanız da, bugün sizin için kötü giden bir şeyler olduğunu fark ediyorsa
- Yorgun olduğunda bile size seve seve masaj yapıyorsa
- Onun yüzünden eğitiminizi yarım bırakmanın veya kariyerinize zarar verecek bir adım atmanın fedakarlık olduğunun farkındaysa
- Başınız sıkıştığında ilk aklınıza gelen onun koruyucu omuzlarına ihtiyacınız olduğuysa
- Sizin için yemek, temizlik hatta ütü yapıyorsa
- Arkadaşlarınızla vakit geçirmeniz ve onun dışında da bir hayatınız olması konusunda sizi destekliyorsa
- Özel günleri asla unutmuyor ve ufak da olsa mutlaka bir hediye alıyorsa
- Sizin için ağlamaktan utanmıyor, hatta bunun için gurur duyuyorsa
- Çok paraya ihtiyacınız olduğu bir dönemde hiç düşünmeden birşeylerini satabilecek kadar düşünceliyse
- Bir sorunu olduğunda ima yoluna gitmek yerine açık açık konuşmayı tercih ediyorsa
- Aynı bir şarj makinesi gibi enerjinizi tazeliyorsa
- Gecenin bir yarısı, sadece sizi sevdiğini söylemek için telefon ediyorsa
- ‘Nasıl olsa birlikte yaşıyorsunuz’ diye kendini boş vermiyorsa, ilişkinizi taze tutmak için çaba sarf ediyorsa
- Size ayak uydurmak için tenis dersleri alıyorsa
- Birlikte dans dersleri almayı teklif ediyorsa
- Gece kulüplerinde piyasa yapmaktansa, sizinle evde video seyretmeyi tercih ediyorsa
- Pijamalı halinizi gece kulüplerindeki çarpıcı kadınlara tercih ediyorsa
- Kendisi acılı sevdiği halde, sizin için yemeği acısız ısmarlıyorsa
- Sizin için dünyanın öbür ucuna gitmeyi göze alıyorsa
- Size gözü gibi bakıyorsa
- Size her gün Sevgililer Günü ise
Bebeklere masaj yapmanın faydaları
Bebeklere doğumunun 15. gününden itibaren uygulanan masaj, boy ve kilo artışını sağlıyor, uykuyu düzenleyerek bebeğin daha daha uzun süre uyumasını kolaylaştırıyor.
Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı’nda yapılan doktora çalışması, bebeklere doğumunun 15. gününden itibaren uygulanan masajın, boy ve kilo artışını sağladığı, uykuyu düzenleyerek bebeğin daha huzurlu ve daha uzun süre uyumasını kolaylaştırdığı sonucunu ortaya çıkardı.
9 ay süreyle Bornova Osmangazi Seher Şükrü Ergil Sağlık Ocağı’na gelen 60 bebek ve anneleri üzerinde yürütülen araştırma, bebeklerin evlerinde de sürdürüldü.
Sağlıklı ve ailelerinin sosyal ve demografik özellikleri, gelir düzeyleri, doğum şekli, doğum sırası, emzirme süreleri, bebeğe bakan kişi, evde yaşayan birey sayısı gibi değişkenler de dikkate alınarak 30 bebeğe masaj uygulanırken, aynı özelliklere sahip 30 bebek de test grubu olarak seçildi.
Araştırma kapsamına giren masaj grubu ve kontrol grubu bebeklerin 4. ayın sonunda gündüz, gece ve 24 saatlik uyku sürelerinde masaj grubu lehine anlamlı bir farklılık görülürken, yapılan analizde masaj ve kontrol grubu bebeklerin yalnızca gündüz uyku süreleri arasında farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu.
Araştırma Görevlisi Dr. Hatice Bal Yılmaz, Doğumdan itibaren sevgi dolu, güven verici dokunuşlar ve kucaklamalar bir bebeğin sağlıklı gelişiminde ve anne-babası ile daha sağlıklı bir etkileşim geliştirmesinde büyük önem taşır. Bebek masajı da bu birliktelik için eşsiz bir fırsattır dedi. Masaj uygulamasının bebeklerin ağırlık ve boy artışları üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu, ayrıca bebek masajının erkek bebeklerin ağırlık ve boy artışında kızlara oranla daha etkili olduğu saptandı.
Araştırmayı yürüten Dr. Hatice Bal Yılmaz, masaj uygulanan bebeklerin kontrol grubuna göre daha fazla çevreyle ilgili, aktif ve canlı davranış sergilediklerini, psiko-motor gelişim davranışlarından annelerini gördüklerinde gülümseme, sevgi sesleri çıkarmaya başlama (agulama), eline verilen nesneleri ağzına götürebilme ve hareket eden cisim ya da kişileri takip etme sürelerinin kontrol grubuna göre daha erken gerçekleştiğini belirtti. Yılmaz ayrıca, masaj grubu bebeklerin annelerinin durumluk kaygı düzeyleri ile masaj uygulaması arasında anlamlı bir etkileşim olduğunun saptandığını da ifade etti.
Bebek masajı nasıl uygulanıyor?
Arş. Gör. Hatice Bal Yılmaz, bebek masajının, bebeğin doğumunu takip eden 15. günden itibaren yapılabileceğini, ancak masaj için hijyenik ortamla birlikte oda sıcaklığı ve masajı uygulayacak kişinin bazı kurallara uyması gerektiğini ifade ederek, Oda ısısının bebeği üşütecek kadar soğuk ve terletecek kadar sıcak olmaması, odanın ışık alan aydınlık bir ortam olması gerekiyor. Masaj yapacak kişinin el hijyeni, tırnaklarının kesilmiş olması ve cilt rahatsızlıklarının bulunmaması önemli. Masaj yapacak kişinin rahat bir pozisyonda olması lazım. Bebeğin de keyfinin yerinde olması gerekiyor. Ayrıca bebeğin herhangi bir rahatsızlığı, ateşi, ağrısı, yarası olmamalı. Bebeğin cildi çok hassas olduğu için, ellerimizi kayganlaştıracak bir bebek losyonu önerilebilir. Onun dışında küçük temiz bir havlu, yedek bir havlu ve yedek bebek bezinin bulunması yararlı olacaktır diye konuştu.
Bebeğin masajına vücudun herhangi bir yerinden başlanabiliyor. Ancak bebeğin hoşlandığı alan belirlendiğinde, bu bölgeden başlanması başarıyı kolaylaştırıyor. Yüz masajı yapılırken, ele herhangi bir şey sürülmemesi gerektiğini dile getiren Hatice Bal Yılmaz, Ağız, gözler gibi bölgelere bir şey bulaşmamalı diyerek teknik bilgiler aktardı. Yılmaz, masajın mutlaka bir uzmanın kontrolünde başlamasını önerdi. (İHA)
Mutlu bir evlilik için 10 öneri
Her gün bir boşanma haberi duymaya alıştık artık. Büyük bir aşkla evlenip iki ay sonra ayrılanlar artık bizi şaşırtmıyor. Çevremizde ilk günkü gibi birbirine aşık ve mutlu çift sayısı her geçen gün azalıyor. Asıl bizi evliliklerinin ellinci yılını kutlayan ve bunca zamana rağmen hala birbirleri için deli olan çiftleri görmek şaşırtıyor. Hatta bunu başaramayanları kıskandırıyor bile. Onlar nasıl ilk günkü gibi mutlu olmayı başarıyor diye hiç merak ettiniz mi? Ya da o mutluluk tablosundan etkilendiğiniz olmadı mı hiç?
Evet bunun bir sırrı olmalı… Bir çiftin evliliklerinin 25. yılında bile hala birbirleri hakkında yeni birşeyler öğrenmesinin, birbirilerine bakarken gözlerinin içinin parlamasının ve ilişkilerindeki heyecan dolu kıvılcımın bir nedeni olmalı. Böyle kaç tane çift tanıyorsunuz? Eğer mutlu ve uzun süren bir evlilik istiyorsanız bunu başarmış çiftleri gözlemleyin. Ve asla onların öğütlerini kulak arkası yapmayın. Bu arada mutlu bir evliliğe sahip olmak için 10 altın kural niteliği taşıyan aşağıdaki maddelere göz atmaya ne dersiniz? Hatta bu kuralları sadece okumakla kalmayın uygulayın da…
1. Aynı zamanlarda sinirli olmayın: Çiftlerin aralarında bazı anlaşmazlıkların olması ve zaman zaman ufak tartışmaların yaşanması elbetteki çok doğal. Ancak önemli olan tarafların aynı zamanlarda cok sinirli ve fevri hareket etmemeleri olsa gerek. Eğer eşiniz sinirliyse siz alttan almaya çalışın. Bir daha geri dönüşü olmayan sözlerden ve hareketlerden kaçının. Haklı olsanız bile ortamın sakinleşmesini bekleyin ve bir süre sonra düşüncelerinizi ılımlı bir ses tonuyla belirtin. Hem böylece istediklerinizi yaptırma şansınız daha da artacaktır. Unutmayın ki tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır diye boşuna söylememişler…
2. Birbirinize bağırmayın: Bir tartışma esnasında o sesini yükseltti diye siz de sakın bağırmaya başlamayın. Bağırmak hiçbirşeyi çözmeyecektir. Sadece durumun biraz daha karışmasını ve hatta sarpa sarmasını sağlar o kadar. İki taraf da aynı anda birbirine bağırıp, çağırırsa sadece gürültü çıkarmış olursunuz. Sesinizi hiçbir koşulda eşinize karşı yükseltmeyin. Sevgiden önce aranızdaki saygıyı koruyabilirseniz uzun yıllar süren mutlu bir evliliğiniz olur.
3. Eleştirilerinizi yumuşatın: Tabii ki eşinizin bir takım hareketlerini beğenmeyebilirsiniz. Ve konudaki düşüncelerinizi dile getirmekte de özgürsünüz. Ancak önemli olan bunu nasıl yaptığınız… Onu değiştiremeyeceğinizi bilerek hareket etmelisiniz. Sözlerinizin olumlu yönde, sevgi dolu ve ılımlı olmasına özen gösterin. Yoksa hiçbir işe yaramaz. Sadece onu kırmış ve üzmüş olursunuz o kadar. Şu hareketinden nefret ediyorum yerine, hayatım bence böyle davranmak sana hiç yakışmıyor diyebilirsiniz. Ne dersiniz böylesi daha yapıcı olmaz mı?
4. İktidar savaşına girmeyin: Eğer tartışmayı mutlaka birinin kazanması gerekiyorsa bırakın eşiniz kazansın. Aşkın bir iktidar savaşı olmadığını ve incelik istediğini bilerek hareket edin. Evlilik bu durumu daha da hassaslaştırır üstelik. Tartışmayı kimin kazandığı ya da kaybettiği ne kadar önemli sizin için? Bu konuda sakın hırslı olmayın. Neticede böyle küçük hasaplar yaparak bir ömrü o insanla geçiremezsiniz.
5. Geçmişi geçmişte bırakın: Hiçbir zaman geçmişte yapılan hataları tekrar tekrar eşinize hatırlatmayın. Herhangi bir tartışma esnasında, birden bire konuyla ilgili ya da ilgisiz eşinizin çok eskiden yaptığı bir hatayı gündeme taşımayın. Bu konuyu saptırmanızın yanısıra olayı uzatmanıza da neden olacaktır.
6. Birbirinizi ihmal etmeyin: Niye evlendiğinizi unutmamalısınız. Hayatı, üzüntülerinizi ve sevinçlerinizi paylaşmak, hayattan iki katı daha fazla keyif almak için evlendiniz öyle değil mi? Birbirinizden farklı hayatlarınız olabilir, eşiniz maça giderken siz de eski kız arkadaşlarınızla dışarı çıkabilirsiniz. Bunlar evliliğinizi monoton ve sıkcı bir havaya girmekten kurtaracak küçük detaylardır. Ama bir plan yaparken eşinize hiç danışmıyor, onun fikrini almıyor ya da arkadaşlarınıza ondan daha fazla vakit ayırıyorsanız yanlış yoldasınız demektir. Önemli olan dengeyi kurmanız ve eşinizi herşeyden öte tutmanızdır.
7. Yatağa asla küs girmeyin: Gün içinde birçok şey yaşamış ve hatta şiddetli bir kavga etmiş olsanız da yatak odanıza dolasıyla yatağa asla dargın girmeyin. Yatmadan önce mutlaka tüm sorunlarınızı halledin. Aranızda çözülmemiş ve açıklığa kavuşmamış bir problemin olması ertesi günün de keyifsiz ve cansıkıcı olacağı anlamına gelir. Tartışmaları uzatan taraf olmayın. Yatak odanız sizin için özel bir dünya. O odaya sorunlarınızı taşımayın.
8. İltifat edin: Gün içinde en azından biri kere hayat arkadaşınıza güzel bir söz söyleyin. Eşinizin sizden güzel bir söz duyduğundaki mutluluğunu hiç fak ettiniz mi? Dünyadaki birçok kişinin onu hoş ya da çekici bulması bir yana asıl önemli olan sizin ne düşündüğünüzdür.
9. Özür dilemeyi bilin: Eğer yanlış bir şey yaptıysanız bunu itiraf edin ve özür dileyin. Hata yapmanız dünyanın sonu değil ki zaten. Önemli olan bunu fark etmiş olmanız. Ancak tabii ki bunu alışkanlık haline getirmeyin. Nasılsa özür diliyorum konu kapanıyor diye düşünmeyin.
10. Bir tartışma için iki kişi gerektiğini unutmayın: Bir düşünün bakalım tartışmalarınız neden çıkıyor ve nasıl büyüyor? Acaba sadece karşı tarafı suçlamak ne kadar gerçekçi? Sizin hiç mi payınız yok tartışmalarda. Elbetteki vardır. Bunu itiraf etmekle başlayın isterseniz ilk olarak işe. Kendinizi eleştirmekten korkmayın. Hep eşinizi suçlayarak bir yere varmadığınızı ve kimi zaman da hatanın kendinizide olduğunu kabul edin.

- Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Anne sütünü Arttırmak için Dereotu Kürü
- Nokia N97 özellikleri Resimleri Fiyatları
- Bmw m5 resimleri
- Atatürk fotoğrafları resimleri
- çocuklar için panço modelleri
- Hükümet 500 bin kişeye kısa iş imkanı sağlıyacak
- Uydudan Detaylı Adana Karayolları Haritası
- Dr. İbrahim Saraçoğlu Prostat için Bitkisel Tedavi önerileri
- Yabancı Kimlik No Sorgulama doğrulama
