Eki 082014
 

instagramm    İnstagram günümüzde en çok kullanılan anlık fotoğraf paylaşım uygulaması olarak hayatımızın vaz geçilmezleri arasında çoktan girdi. Günümüzde neredeyse herkesin akıllı telefonu var ve akıllı telefon kullananların neredeyse tamamı İnstagram kullanıyor.Evde, işte, okulda ve yolda çektiğimiz fotoğrafları paylaşıp insanların beğenisine ve yorumuna sunuyoruz. O kadar çok İnstagram hesabı arasında sizin fotoğraflarınızın daha çok beğenilmesi vehesabınızın daha çok kişi tarafından takip edilmesi için güzel fotoğraf çekmeniz ya da güzel fotoğraflar paylaşmanız tek başına yeterli olmaz. Çünkü çok beğeni için çok takipçiniz olmalı. Çok takipçi de yine çok takipçinin etkileşimi sonucuyla mümkün. Bu noktada ufak ve masum bir İnstagram takipçi hilesi çok işinize yarayacaktır.

                İnstagram takipçilerinizi arttırmak için sunduğumuz güvenilir ve kolayca kullanılabilen bu uygulamayla zaman harcamadan takipçilerinizi ve dolayısıyla beğenilerinizi arttırmanız artık çok kolay! Yapmanız gereken tek şey uygulamayı almak. Sonra da keyfini sürmek. Uygulamayı aldıktan sonra artan takipçilerinizle birlikte paylaştığınız güzel fotoğrafların aldığı beğeniler de artacak ve bu sizin günlük hayatta özgüveninizin artmasına ve yapacağınız her türlü işte motive olmanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca İnstagram takipçi kasmaya ayıracağınız zamanı da kendinize ayırmış oluyorsunuz bu uygulama sayesinde. Çünkü size sunduğumuz bu hizmetten faydalanarak hiçbir çaba sarf etmeden kendiliğinden takipçi kastırmış olacaksınız. Şimdi uygulamayı kullanmaya başlarsanız diğer İnstagram kullanıcılarıyla aranızda bir fark oluşturmuş olursunuz.

 Posted by at 5:57 am
Eki 082014
 


Türk Eczacıları Birliği (TEB) Genel Sekreteri Harun Kızılay, bugünden itibaren yürürlüğe giren ilaçta taban fiyat uygulamasıyla SGK’nın, doktor ne yazarsa yazsın ‘ben ilacın en ucuzunu öderim, geri kalan parayı hasta öder’ diyeceğini ifade ederek, ”Bu uygulama tahmin ediyoruz 15 kalemle kalmayacaktır. Böylelikle hastalar cebinden çok daha fazla para ödemeye katlanmak durumunda kalacaktır” dedi.

Kızılay, yaptığı değerlendirmede, SGK’nın ilaçta taban fiyat uygulaması kapsamında mide ilaçları, antibiyotikler, tansiyon ilaçları gibi hastaların sıklıkla kullandığı ilaçların bulunduğunu söyledi.

Hastaların eczanelere geldiğinde muayene ücretinin yanı sıra katılım ücreti, ilaç katılım payı, reçete katılım payı ödediğine dikkati çeken Kızılay, ”Bir de eşdeğer fiyat farkı ödüyordu, üstüne eş değer fiyat farkının farkı diye yeni bir ödemeyi daha eklemiş oluyoruz. Böylece vatandaşın cebinden daha fazla miktarda para çıkmış oluyor” dedi.

Kızılay, şunları kaydetti:

”İlaçta taban fiyat uygulamasıyla SGK’nın uygulamış olduğu sistemde hekim bir ilacı yazdı, eğer bu ilacın eş değeri varsa, muadili varsa, normalde SGK bu ilacın en ucuzunun yüzde 10 pahalısına kadarki rakamı ödüyordu. Geri kalan doktorun yazdığı ilacı alması halinde aradaki farkı hasta, eşdeğer ilaç farkı adı altında ödüyordu cebinden. Fakat bu yüzde 10′luk farkı 15 kalem ilaçta SGK, 1 Ekim’den itibaren kaldırmış oluyor. Dolayısıyla doktor ne yazarsa yazsın ‘ben ilacın en ucuzunu öderim, geri kalan parayı hasta öder’ diyecek. Bunun anlamı şu; bugün itibariyle örneğin bir ilaçta 3 lira 30 kuruş fark ödeyecekse 4 lira 70 kuruş fark ödeyebilecek. Yani hastanın ödemiş olduğu fark ücretine yüzde 20-120 ile arasında bir zam bir artış geliyor”

YERLİ SANAYİCİ DE ECZACILAR DA OLUMSUZ ETKİLENECEK

Bu uygulamadan yerli sanayinin ve eczacıların da etkileneceğini belirten Kızılay, ”Eş değerler ilaçlar genellikle yerli üreticinin eş değer olarak ürettiği ilaçlar, dolayısıyla burada bir fiyat rekabeti aslında gizli olarak isteniyor” ifadesini kullandı.

Hastanın ödeyeceği fiyatın artması üzerine eczacı ile hasta arasında tartışmalar, sorunlar çıkabileceğine de dikkati çeken Kızılay, hastada, sanki bu fiyat değişikliğini “eczacı yaptı” gibi bir algı meydana geleceğini iddia etti.

Taban fiyat uygulamasını doğru bulmadıklarını, uygulamadan vazgeçilmesi gerektiği belirten Kızılay, konunun tarafları olan eczacılarla, hekimlerle, hasta temsilcisi ve derneklerle konuşulması gerektiğini kaydetti.

EŞ DEĞER KAVRAMI SULANDIRILMIŞ BİR VAZİYETTE

Kızılay, ”Sadece bütçe tuzağıyla biz bu işleri çözemeyiz. Bu uygulama tahmin ediyoruz 15 kalemle kalmayacaktır, bir müddet sonra SGK, ‘bütün eş değer olan ilaçların en ucuzunu ödeyeceğim’ diyecektir. Böylelikle hastalar cebinden çok daha fazla para ödemeye katlanmak durumunda kalacaktır” görüşüne yer verdi.

SGK’nın eş değer ilaç tanımını doğru bulunmadıklarını, bunun bilimsel olmadığını belirten Kızılay, eş değer ilaç içindeki etken maddesi aynı olan, aynı miktarda olan, kutu ambalaj adedi de aynı olan ve referansla aynı özellikleri gösteren ilaca kendilerinin bilimsel eş değer tanımı yaptıklarını kaydetti.

Kızılay ”Ama eş değer kavramı şu anda sulandırılmış vaziyette. SGK’nın parayı daha az nasıl öderim diye ayarlanmış bir eşdeğer tanımı. Buna hiçbir şekilde katılmıyoruz ve doğru da bulmuyoruz” dedi.

KRONİK HASTALIĞI OLANLARIN REÇETEYLE İLAÇ ALMASI

SGK Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan değişiklikle şeker, tansiyon gibi kronik hastalıkları olan vatandaşların mevcut raporlarıyla değil, reçete ile eczaneden ilaç almalarına dönük düzenlemeye ilişkin olarak da Kızılay, TEB ve eczacılar olarak rapor uygulamasına baştan beri karşı çıktıklarını söyledi.

Bunun hasta ile hekim arasındaki bağı koparan, hastanın kullanmış olduğu ilacın neticesinin hekim tarafından takip edilemediği bir aşama olduğunu düşündüklerini ifade eden Kızılay, şöyle devam etti:

”Onun için de biz devam reçetesi uygulamasının kaldırılmasını talep eden kurumuz, çünkü sizin bir kronik rahatsızlığınız var. Bu rahatsızlığınız nedeniyle doktor size bir defa ilaç yazıyor. Ondan sonra gidiyorsunuz, 6 ay ,1 yıl daha doktoru görmüyorsunuz, biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. Çünkü bu hastanın kullandığı ilaç belki o hastanın tansiyonunu bir müddet sonra düşüremeyebilecek. Başka ilaçları değiştirmek, denemek gerekebilecek. Bu hem kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açacak bir uygulama, hem de hastanın hekimi arada sırada görerek, ilacıyla ilgili ya da hastalığıyla ilgili düzenlemenin kontrol edilmesi uygulanmasını ortadan kaldıran bir uygulamaydı. Biz eczacılar hiç bir zaman hekim ile hasta arasındaki bağın koparılmasını istemiyoruz. Bu açıdan bakıldığında devam reçetesi uygulamasının kaldırılmasının uygun olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda SGK doğru yaptı, ama şu anda 1 Ekim taban fiyat uygulaması da yanlıştır.”

AA
 

Eki 082014
 

Kamu Hastaneleri Birliği Çekmece Bölgesi Genel Sekreteri Prof. Dr. İhsan Bakır, kalp ve damar hastalarının az tuzlu ve az yağlı veya eti haşlama olarak ve az miktarda tüketmelerinde sakınca olmadığını belirtti.

Bakır, Kurban Bayramı’nda kalp hastalarının et tüketimine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, koroner kalp hastalığı veya genetik yatkınlığı olan kişilerin, kırmızı eti kontrollü tüketmeleri gerektiğine işaret etti.

Yağlı ette doymuş yağların fazla miktarda bulunduğuna değinen Bakır, alınan yüksek miktarda etin, ilaveten tuzlu olarak tüketilmesinin kalp damar hastalığı, diyabet ve hipertansiyonu olan kişilerde sorun oluşturduğuna dikkat çekti.

Bakır, koroner kalp hastalığı olan diyabetik ya da hipertansif hastaların bayramda “miktar olarak az” ve “özellikle yağsız” etleri tercih etmesinin, sağlık açısından daha faydalı olacağını vurguladı.

Özellikle, yüksek tansiyon, kalp damar hastalarının, tuzlu ve yağlı kavurma ürünlerinden uzak durmasını tavsiye eden Bakır, şu bilgileri verdi:

AZ MİKTARDA TÜKETİLMELİDİR

“Tuz ve iç yağın aşırı tüketilmesi artan tansiyon atakları, nefes darlığı, göğüs ağrısı gibi şikayetlerle ağır ve sıkıntılı hastalık tabloları ile hastanelere başvuruları artıracaktır. Kurban bayramlarında, sakatat denilen, kurbanın, karaciğeri, dalağı, böbreği ve mumbarları yoğun kolesterol içeriği nedeniyle kalp hastalarına yedirilmemelidir. Ancak kalp ve damar hastalarının az tuzlu ve az yağlı veya eti haşlama olarak ve az miktarda tüketmelerinde bir sakınca yoktur. Kavurma yenecekse de az yağlı ve az tuzlu olmasına dikkat edilmelidir. Ateşe direkt maruz kalmış, yanmış, katranlaşmış ette kanser riski vardır. Bu bakımdan eti pişirirken dikkat etmeliyiz. Et tüketirken, yeşillik, taze salata gibi antioksiden besinlerin, etin olası zararlarını önleyebileceği unutulmamalıdır.”

Kamu Hastaneleri Birliği Çekmece Bölgesi Genel Sekreteri Prof. Dr. İhsan Bakır, kalp hastalarının ölçülü olmak kaydıyla bayramda pişirilen etten rahatlıkla tüketebileceğini belirterek, şunları kaydetti:

“Balon stent yaptığımız hastalar taburcu olduktan sonra çok yağlı ve çok yoğun olmamak kaydıyla et tüketebilir. Kalp yetmezliği olan hastalarımız yine tuzlu olmamak kaydıyla kurban etinden tüketebilirler. Baypaslı hastalarımız da hastaneden çıktıktan sonra yine kurban etini rahatlıkla tüketebilir. Haşlama gibi daha tuzsuz tüketilmesi daha zararsız olabilir. Tansiyon hastaları da tuzsuz olmak kaydıyla kurban etinden rahatlıkla yiyebilir. Diyabet, kalp ve tansiyon hastalarının aşırı tatlı tüketimine dikkat etmesi gerekir. Bu hastalar, tatlı alımını en az düzeye indirmeli, hafif olan sütlü tatlıları tüketmelidirler. Kalp, tansiyon ve diyabet hastalarının, her dönem olduğu gibi bayram süresinde de ilaçlarını aksatmamaları, fiziksel egzersizlerine devam etmeleri gerekmektedir.”
 

Eki 082014
 

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Sinir Bilim Araştırma Birimi’nden Doç. Dr. Yavuz Selvi günlük yaşantıda önemli yer kaplayan cep telefonlarının aynı zamanda pek çok tehlikeye de neden olduğunu ifade etti. Bayram tatillerinde özellikle karayolu trafiğinde yoğunluğun arttığını dile getiren Selvi, araç kullanırken telefonla konuşmanın, dikkatin dağılmasına neden olacağından kazalara yol açabileceğini vurguladı.

İki işi bir arada yapma çabasıyla beynin “çoklu görev” durumuna geçtiğini bildiren Selvi, araç kullanırken telefonla meşgul olmanın geç algılamaya neden olduğu gibi dikkati azalttığını, tepki süresini de geciktirdiğini kaydetti.

Konsantrasyon, dikkat, algılamada dağınıklığa neden oluyor

“Araç kullanırken trafik kurallarına uyma gibi dikkat gerektiren önemli beyin faaliyetleri cep telefonuyla konuşulduğunda yavaşlıyor” diyen Selvi, şöyle devam etti:

“Beyin, hem trafikte araç kullanma hem de telefon kullanımı nedeniyle çoklu görev yaparken belirgin bir yük içine giriyor. Bu nedenle dikkat, konsantrasyon ve algılama gibi süreçlerde dağınıklık oluyor. Trafik akışına konsantre olması gereken araç kullanıcısının bu dikkat dağınıklığı ve zayıf algılama nedeniyle maddi, yaralanmalı ve ölümlü kaza yapma riski çok yüksek. Araç kullanırken telefonla meşgul olmak, alkollü araç kullanmak kadar tehlikeli. Gelişmiş pek çok ülkede olduğu gibi bizde de yasak olan bu durumu cezalar değil, insana saygı anlayışı engelleyebilir.”

Selvi, trafikte telefonla konuşmanın tehlikelerinin medya aracılığıyla duyurularak sürücülerin bilinçlendirilmesi çağrısında bulundu. 

Eki 082014
 

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cahit Vural, yaptığı açıklamada, bölgesel yağ eritme yöntemi olan “lazer liposuction”ın yeni jenerasyon bir teknik olduğunu ifade ederek, tam manasıyla bir zayıflama yöntemi olarak algılanmaması gerektiğini söyledi.

Bu yöntemin, sağlıklı beslenme ve spora rağmen fazla yağlanma sorununun çözülemediği bölgeler için daha fazla tercih edildiğini kaydeden Vural, şöyle devam etti:

“En çok uyguladığımız bölgeler basen, kol, gıdı, bacak, bacak içleri, karın gibi insanların sporla istedikleri verimi alamadığı bölgelerdir. Lazer liposuction, bize bu konudaki boşluğu doldurma imkanı verdi. Örneğin, erkekler göğüslerini, kadınlar ayak bileklerini küçülttürüyor. Erkek hastalar göğüs bölgelerindeki fazla yağı aldırıp şekil kazandırırken, kadınlar da ayak bileklerinin daha zarif görünüp incelmesi için bu işlemi yaptırıyor.”

“BİR SEANSTA İKİ BEDENE KADAR İNCELTEBİLİYORUZ”

Yöntemin en fazla yaz aylarında tercih edildiğini aktaran Vural, eritilen yağların vücuttan işlem sırasında ya da doğal sürecinde tahliye edilebileceğini söyledi.

Vural, operasyonun sonuçlarının hemen görülebildiğini dile getirerek, “İkinci haftadan sonra insanlar iki beden inceldiklerini görebiliyor. Cerrahi bir müdahale olmadığı için hasta en geç 15 gün sonra hayatına devam edebiliyor. Yöntemi korkusuzca, güvenerek uygulayabiliyoruz çünkü yöntem Amerikan Sağlık Örgütü tarafından da onaylanmıştır” diye konuştu.

Uygulama sırasında belli bir yağ parametresinin üzerindeki dokuyu çekmediklerini dile getiren Vural, operasyonun uzman estetik cerrahlar tarafından yapılmasının hayati öneme sahip olduğunu anlattı.

Vural, lazer liposuction yöntemini erkeklerin de çeşitli bölgesel yağlanmalardan kurtulmak için tercih ettiğini aktararak, şöyle dedi: 

“Erkeklerde zaten Türk tipi bir yağlanma modeli var. Bizim genlerimizde olan bir şey bu. Türk erkekleri göbek bölgesinde daha çok yağlanıyor. Bazen de yağlanma meme altı dokusunda oluyor. Erkekler de bu iki şey için bize çok sıklıkla geliyor. Kısacası, erkekler de en az kadınlar kadar bu işe hevesliler ve kadınlar kadar kapımızı çalıyorlar.”

“YÖNTEM PLASTİK CERRAHLARIN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ”

Çekilen yağ miktarına göre hastaların normal hayatlarına devam edebilme sürelerinin 1-5 gün arasında değişebildiğine dikkati çeken Vural, “İşlemi gıdı bölgesine bir öğlen arası uyguladığımızda öğleden sonra işinize devam edebilirsiniz. Kol bölgesine uyguladığımızda 2 gün sonra, karın bölgesine uyguladığımızda da 5 gün sonra normal hayatınıza devam edebilirsiniz. Bunu klasik bir ameliyat gibi düşünmemek lazım. Kapalı çalışılan bir sistem ve hızlıca iyileşme söz konusu” diye konuştu.

Vural, yöntemin plastik cerrahların elini güçlendirdiğini, daha önceden ciltte sıkılaşma sağlanamadığını, sarkıkların tedavi edilemediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yöntem termal hasar vererek ciltte kolejen sentezini tetiklediği için gerçekten sıkılaşma da sağlıyor. Lazer liposuction gerçekten plastik cerrahinin yeni gözdelerinden. Uygulamanın yapıldığı bölgeler yeniden yağ depolamalara karşı dirençli oluyor. Bu nedenle artık o bölgelerde yağlanma görünmüyor.”

Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Deniz Küçükkaya da kadınların daha çok doğum sonrası estetiği, göğüs ve burun operasyonları için, erkeklerin ise göğüs küçültme ve şekillendirme için lazer liposuction yöntemini tercih ettiğini vurguladı.

Küçükkaya, şöyle devam etti:

“Günümüzde estetik ameliyatı olan erkeklerin sayısı, kadınların oranını yakaladı. Erkek estetiği de kadınlarla başa baş gitmeye başladı. Sosyal medyada fotoğraf paylaşımları, erkek ve kadınlarda görsellikle ilgili kaygıları artırdı. Erkek estetiği son derece ön plana çıktı. Daha güzel görünmek isteyen erkek hasta sayımız oldukça fazladır.” 

Küçükkaya, Türkiye’nin sağlık turizminde de büyük bir gelişme gösterdiğine işaret ederek, hastalara havaalanı transferleri, otel konaklamaları, ameliyat öncesi ve sonrası bakımları gibi sağlık paketleri sunduklarına dikkati çekti.

Deniz Küçükkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“İşimizi en az Amerika ve Brezilya’daki plastik cerrahlar kadar iyi yapıyoruz. Bir de Avrupa ülkelerine göre uygun rakamlarda yaptığımız için bizi tercih eden yabancı hasta sayısı artıyor. Estetik konusunda herkesin beklentisi şu; ‘doğal olsun ama güzel görünsün’. Çok abartılı bir şey yaptığınızda çok fazla sırıtıyor ve olumsuz örnek olarak görülüyor. Burun, lazer liposuction ve saç ektirmede doğallık kaygısı var. Saç ekimi dahil olmak üzere tüm estetik operasyonları, hastane koşularında yapılması gereken işlemlerdir.”

“TÜRKİYE’Yİ TERCİH EDENLERİN SAYISI ARTIYOR”

Küçükkaya, estetik cerrahi operasyonları için Türkiye’yi tercih eden hasta sayısının gittikçe arttığını belirterek, “Yabancı hastalar hem ameliyatlarını oluyor hem de İstanbul’un kültürel mirasını gezebiliyor. Dünyanın birçok ülkesinden hastalarımız var. İstanbul son 5 yılda dünyanın estetik merkezi olmaya başladı. Türkiye’de özellikle estetik cerrahi ve tıp çok ilerlemiş durumda. Diğer ülkelerden buna bağlı olarak bir talep var” şeklinde konuştu.

Lazer liposuction uygulaması için Almanya’dan İstanbul’a gelen 55 yaşındaki avukat Thomas M. Bleis, bu kenti tercih etme nedenini şöyle açıkladı: 

“Türkiye’deki estetik ameliyatlarının sonuçlarını gördüm. Sonuçlar iyi olduğu için Türkiye’yi tercih ettim. Almanya’da da hastanelerde iyi Türk doktorlar var. Bu nedenle buraya gelirken korkum yoktu. Ayrıca İstanbul’da gezme şansım da oldu. İstanbul Avrupa’nın en güzel yerlerinden biri. Almanya’ya geri döndüğümde arkadaşlarıma estetik ameliyatlar için burayı tercih etmelerini tavsiye edeceğim.”

Saç ektirmek için Türkiye’yi tercih ettiğini dile getiren 57 yaşındaki iş adamı George Beker de “Saç ekimi için uzun süre bilgi edindim. Bazılarında iz kalıyordu. Ancak bir arkadaşım İstanbul’da saç ekimi yaptırmış. Onun sonucu çok hoşuma gitti. Bu nedenle İstanbul’u tercih ettim. Avrupa’ya göre İstanbul’daki ameliyat daha ekonomik. Ancak benim için en önemlisi profesyonel, iyi bir işlem olmasıydı. Şu anda ağrı duymuyorum. Sağlığım da iyi. Almanya’ya gittiğimde arkadaşlara tavsiyede bulunacağım” şeklinde konuştu. 

Eki 082014
 

Batı Afrika ülkelerinden Sierra Leone’de görev yaptığı sırada Ebola virüsü kapan Norveçli doktorun, tedavi için Oslo’ya getirildiği bildirildi.

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün Norveç’teki Genel Sekreteri Anne-Celilie Kaltenborn, adı açıklanmayan kadın doktorun Oslo Üniversitesi Hastanesi’nde karantinada tutulduğunu açıkladı.

Yapılan testlerde Ebola visürüne rastlandıktan sonra 48 saat içinde Oslo getirilen doktorun durumu konusunda henüz ayrıntılı bilgi verilmedi.

Ebola virüsünün yol açtığı viral hemorajik ateş, kusma, ishal, iç ve dış kanamalara neden oluyor. Temas yoluyla bulaşan hastalık için herhangi bir tedavi yöntemi bulunmuyor.

Dünya Sağlık Örgütü, Liberya, Gine, Sierre Leone ve Nijerya’daki Ebola salgınında şimdiye kadar 7 bin 439 vaka tespit edildiğini, bunlardan 3 bin 439′nun yaşamını yitirdiğini açıkladı.
 

Eki 082014
 

Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) Sonbahar Dönemi ve 2014 Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS) sınavları ÖSYM tarafından yapıldı.

TUS Sonbahar Dönemi Temel Tıp Bilimleri Testi saat 09.30′da başladı ve 150 dakika sürdü. Klinik tıp bilimleri testi ise 14.30′da başladı ve adaylara 150 dakika süre verildi. TUS sonuçları, ÖSYM tarafından internet aracılığıyla ilan edildikten sonra K veya T puanı 45 ve üzeri puan alan adaylar internet üzerinden tercih bildiriminde bulunacaklar.

Diş Hekimliği Fakültesi mezunu adayların katıldığı 2014-DUS Sonbahar Dönemi sınavı da saat 09.30′da başladı ve 2,5 saat sürdü. Adaylar, programlara DUS puanları, tercih sıraları ve programların kontenjanları göz önünde tutularak bilgisayarla yerleştirilecek.
 

Eki 082014
 

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Balgat Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ndeki 2014-2015 Eğitim-Öğretim Yılı Açılış Töreni sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Öğretmen Strateji Belgesi’ne ilişkin Avcı, bunun kendilerinin de önceki bakanların da üzerinde titizlikle çalıştığı bir konu olduğunu belirtti.

Aralık ayında Milli Eğitim Şurasını toplayacaklarını ifade eden Avcı, “Şuranın 4 ana temasından biri de öğretmen niteliğinin arttırılması. Şurada da bu konuyu enine boyuna ilgili bütün paydaşlarla, uzmanlarla, akademisyenlerle, uygulamadan gelen arkadaşlarımızla, öğretmenlerimizle elden geçirdikten sonra Ocak içinde strateji belgemizi açıklamış oluruz” dedi.

“İBADET ETMEK ZORUNLU DEĞİL”

“İbadethaneler ilkokullardan itibaren mi kurulacak” sorusu üzerine Avcı, birçok okulda öğretmenlerin ve isteyen öğrencilerin ibadet edebilmeleri için ayrılan yerler bulunduğunu, ancak bunların genellikle bodrum katlarında uygunsuz yerler olduğunu söyledi. Nabi Avcı, “Onu netleştirmek için yönetmeliğimizde gün ışığı alabilir yerlerde bunların açılması gerektiğini vurguladık. İhtiyaç olan okullarda bu tip hizmetler verilecek” diye konuştu.

Gazetecilerin “Zorunlu mu” sorusu üzerine Avcı, “İbadet etmek zorunlu değil” karşılığını verdi.

“Okullarda ibadethaneyi zorunlu hale getirecek misiniz?” sorusuna Avcı, “Açılabilir ‘diyoruz. Açılabilir. İhtiyaç olan yerlerde açılabilir. Ama ibadet zorunlu değil” karşılığını verdi.

MESLEK OKULLARINA TEŞVİK

Basın mensuplarına “Bu okulda ne okutuluyormuş” sorusunu yönelten Avcı’ya gazeteciler, “mekatronik ve mobilya tasarımı” karşılığı verdi.

Bakan Avcı, bunun üzerine okulda okutulan alanları saydı.

“SAYI DA NİTELİK DE ARTTIRILACAK”

Nabi Avcı, “Talep artarsa endüstri meslek liselerinin sayısı arttırılabilir mi?” sorusu üzerine, hem sayıyı, hem kaliteyi hem de yönetim planını artırıp, değiştirmeyi düşündüklerini söyledi.

Avcı, şunları kaydetti:

“Bizim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Odalar Birliği ve sektör temsilcileriyle geliştirdiğimiz projeler var. Bunlardan bazıları uygulamaya girdi. Organize Sanayi Bölgelerinde sektörle işbirliği halinde istihdam garantili meslek teknik liselerimiz var. Buralardan mezun olan çocuklarımız zaten stajlarını da içinde bulundukları organize sanayi bölgelerinde yaptıkları için sektörle çok yakın ilişki içinde oluyorlar ve mezun olur olmaz çok uygun ücretlerle iş buluyorlar. Buranın mezunları resmen kapışılıyor.”

Bu okullara bölümüne göre öğrenci başına 3 bin 500 lirayla 5 bin 500 lira arasında değişen teşvik sunduklarını aktaran Avcı, özel okullara verilen teşvikten ayrı olarak 2 yıldır organize sanayi bölgelerinde açılan meslek liselerine destek verdiklerini ifade etti.

Sektörün bu okullardan mezun öğrencilerden memnun olduğuna işaret eden Avcı, “Önleri çok açık. İstihdam garantili. Bu okullarımızın her birinin o düzeye gelmesi için de önümüzdeki dönemde çok yoğun çalışacağız” dedi.

Avcı, meslek okullarının, endüstri meslek liselerinin ve mesleki teknik liselerin gelecek yıllarda ciddi yarışlara konu olacağını, çünkü istihdam garantisi bulunduğunu, meslek eğitimi verdiklerini ve buradan mezun çocukların sektörde uygun koşullarda iş bulabildiğini söyledi.

Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi çerçevesindeki nakillere ilişkin son durumun sorulması üzerine Avcı, “En son geçen hafta açıkladığımız kontenjan 39 bin 37 idi. Bir rahatlama var. Biliyorsunuz nakil talepleri Eylül sonuna kadar devam edecek. Nakil talebi almaya devam ediyoruz” diye konuştu.

NAKİL YAPTIRACAK ÖĞRENCİLERİN BİR HAFTA DEVAMSIZLIK KAYDI ALINMAYACAK

İstemedikleri okullara yerleştirilen öğrencilere ilişkin haberleri takip ettiklerini belirten Avcı, şöyle devam etti:

“Basında yer alanların hepsi tahmin ettiğimiz gibi zaten bir özel okula gidecekleri için sisteme girmemişlerdi. O tercih ettikleri özel okullara zaten kayıtlarını yaptırdılar. Orada da bir sorun yok. Yani kimseyi istemediği bir okulda zorla tutmuyoruz. Buna hem hakkımız yok, hem de sistem buna müsait değil. Nakil süreçleri devam ediyor. Burada önemli olan, bu hafta 9. sınıfta olup da başka bir okula nakil talebinde bulunmuş olan öğrencilerin devam kaydı tutulmayacak. Yani onların bu haftası devamsızlıktan sayılmayacak. Ama hangilerinin? Dokuzuncu sınıfta olacak ve nakil talebinde bulunacak. Bu öğrencilerimiz nakil işleriyle uğraştığı için, nakil olmak istediği, kontenjanı müsait olan okula gidip e-okul sistemi üzerinden kaydını yaptıracak. Yine de ‘o okulda mı, bu okulda mı’ karar verememiş olabilir. ‘Üç gün buraya bakayım, beş gün öteki tarafan bakayım.’ Tercih için böyle bir şey yapabilir. O bakımdan bu öğrencilerimizin bir haftalık devam kaydını tutmayacağız.”

Meslek liselerinin de ailesinin iş yeri bulunanlara tanınan kolaylıkların sorulması üzerine Avcı, “Bölüm seçerken, 10 ve 11. sınıfta eğer öğrencinin ailesinin bir işletmesi varsa ve o aile işletmesi sahibiyseler babasının mesleğini sürdüreceğini varsayarak ona öncelik veriyoruz” dedi.

“Sınavsız geçiş hakkı mı” sorusuna da Avcı, şu karşılığı verdi:

“Okul içinde bölüm seçerken. Yani 10 ve 11. sınıfta bölümleri seçerken. 9. sınıfta dersler ortak. 10. sınıftan itibaren bölümler seçilmeye başlanıyor. O bölüm seçimi esnasında çocuk diyebilir ki ‘Babam mobilyacı, ben mobilya tasarımı bölümüne gitmek istiyorum.’ O yüzden onu oraya öncelikle yönlendiriyoruz. Baba mesleğini veya anne mesleğini sürdürebilsinler diye. Anneden ve babadan o mesleğe zaten aşinalığı olduğunu varsayarak. Anne ve baba da mesleğini severek yapıyorsa çocuklarının kendi mesleğine devamını ister. Kolaylık sağladık” diye konuştu.

Avcı, 40 bin öğretmen atamasını Cuma günü gerçekleştirmiş olacaklarını hatırlatan Avcı, “Onlar haftaya başlayacak. Onlara da şimdiden başarılar diliyorum” dedi.
 

Eki 082014
 

Türk Standardları Enstitüsü (TSE), Ankara Temelli’ye “dev” bir laboratuvar üssü kurmak için çalışmalara başladı. Enstitüsü, 120 milyon liralık yatırımla, Temelli’yi Ortadoğu ve Balkanların test ve eğitim merkezi yapmayı hedefliyor.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, TSE’nin 2018 yılında faaliyete geçirmeyi planladığı Temelli kompleksi, yaklaşık 100 bin metrekare kapalı alana sahip olacak. Komplekste yer alan tüm bina inşaatları, mekanik ve elektrik tesisatları, alt yapı işleri, dahili yollar, kanalizasyon ve yağmur suyu drenajları, çevre düzenleme işleri, tesisat galerisi, otopark, peyzaj ve ağaçlandırma için yaklaşık 120 milyon lira ön maliyet hesaplandı.

Kamu ihale kanunları çerçevesinde yapılacak tesisin finansmanı, TSE’nin öz kaynaklarıyla sağlanacak.

TSE, bu yatırımla Avrupa’da sadece birkaç ülkede olan, Ortadoğu ve Balkanlarda ise örneği bulunmayan “dev” bir laboratuvar üssünü Türkiye’ye kazandırmayı hedefliyor.

14 LABORATUVAR

Sanayinin ihtiyaç duyduğu gelişmiş teknoloji konularındaki ihtiyaçlara yanıt verecek komplekste 14 farklı laboratuvar olacak.

Kimya, gıda, yapı malzemeleri, makine ve malzeme, elektrik/elektronik, bio-uyumluluk, EMC ve akustik, tekstil ve nanoteknoloji, formaldehit ve organik bileşikler analiz, çevre şartları, asansör test merkezi, enerji sistemleri, yüksek güç ve gerilim ile yüksek gerilim direkleri laboratuvarlarının yer alacağı üste ayrıca, Ankara Araç Kontrol Merkezi de bulunacak.

Komplekste laboratuvarların yanı sıra, 600 kişilik konferans salonu, teknik kurul salonu, uluslararası akreditasyon kuruluşlarının ofisleri, genel arşiv ve kütüphane, Türk sanayisinde önem arz eden ve uzun yıllar kullanılmış laboratuvar cihazlarının sergilendiği kamuya açık müze, Ar-Ge ve teknoloji alanları ile sağlık, spor merkezi, kreş, yemekhane, mutfak ve teknik merkezler de olacak.

TÜRKİYE’NİN “İLK UYGULAMALI EĞİTİM MERKEZİ”

Komplekste ulusal ve uluslararası bazda sanayiciye, üreticiye, hizmet sektörüne, akademisyenlere, kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik uygulamalı laboratuvar, kalibrasyon ve Ar-Ge amaçlı uygulamalı eğitimler de verilecek. Bunların yanı sıra, enerji verimliliği, organik tarım ve hayvancılık, bilgi güvenliği, helal gıda, kalite sistemleri gibi alanlarda verilecek eğitimlerle ,kompleksin Türkiye’nin “ilk uygulamalı eğitim merkezi” olması hedefleniyor.

Öte yandan, tesiste ISO, CEN, CENELEC, IEC gibi uluslararası ve bölgesel standart kuruluşlarının irtibat ofislerinin yer alacağı bir koordinasyon merkezi de oluşturulacak.

Güvenli yeşil bina kriterlerine göre projelendirilecek ve belgelendirilecek Temelli Kompleksi enerji verimliliği, çevreye ve insana duyarlılık ve kalite sistemleri konularında örnek bir kompleks olacak.

AA
 

Eki 082014
 

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümünü bu dönem tercih eden tek öğrenci olan Esra Sertdemir, fakültede adeta özel eğitim görüyor.

Lisans Yerleştirme Sınavı sonunda, yirminci tercihi olan Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümüne yerleşen Sertdemir, 6 akademik personelin görev yaptığı bölümde eğitimini tek başına sürdürüyor. Laboratuvarlarda birebir eğitim alma imkanı bulan Sertdemir, ortak derslere ise fakültedeki diğer bölümlerde eğitim gören öğrencilerle giriyor.

Üst sınıflarda 80 lisans öğrencisinin eğitim gördüğü bölümde, 30 yüksek lisans öğrencisi bulunuyor.

Kimya Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fatma Karipcin,  yaptığı açıklamada, 11 kontenjanı bulunan bölümlerinin bu dönem sadece 1 öğrenci tarafından tercih edildiğini söyledi.

“Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifikası” alınabilmesine rağmen bölümün, rehber öğretmenlerin öğrencileri yanlış yönlendirmesine bağlı olarak tercih edilmediğini savunan Karipcin, “Laboratuvarlarımız hazır şekilde, ek yerleştirmelerde bölümümüzü tercih edecek öğrencilerimizi bekliyoruz” dedi.

Kimya bölümlerinin tercih edilmemesinin, ülke geneli bir sorun olduğunu belirten Karipcin, “Önceden bölümümüzün ikinci öğretimi bile tamamen doluydu. Geçtiğimiz yıllarda bölümümüze pedagojik formasyonun kaldırılmasıyla öğrenci tercihleri durdu. Daha sonra bölümümüze pedagojik formasyon verilmesine rağmen Türkiye genelinde öğrenciler kimya bölümünü tercih etmedi” diye konuştu.

Prof. Dr. Karipcin, “Bölümümüzden mezun olan öğrencilerimiz, kimyager, öğretmen veya iş güvenliği uzmanı olarak görev alıyor. Geçen yıl mezun olan 50 öğrencimizin birçoğu çeşitli sektörlerde işe başladı” ifadesini kullandı.

“BURASI YİRMİNCİ TERCİHİMDİ”

Esra Sertdemir ise kimyaya ilgi duyduğu için bu bölümü tercih ettiğini belirterek, “Burası yirminci tercihimdi. Önceki tercihlerimde hemşirelik ve kimya bölümleri vardı. Bölümü okumak için İstanbul’dan geldim. Okulumu bitirdikten sonra laboratuvarlarda kimyager olarak çalışmak istiyorum” dedi.



Copyright kurtlu.com © 2008 - Bu sitedeki makaleler creativecommons Lisanası ile korunmaktadır Tüm Hakları Saklıdır

Bilgisayar ve İnternet