Tem 032015
 

Acıbadem Adana Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz, meme kanserinin dünyada ortalama her 8 kadından birinde görüldüğünü ve her yıl yaklaşık 450 bin kadının bu hastalıktan yaşamını yitirdiğini belirtti.

Yavuz, ”8 Mart Dünya Kadınlar Günü” nedeniyle yaptığı açıklamada, bu oranın tüm kadın kanserlerine bağlı ölüm nedenlerinin yüzde 14′ünü oluşturduğunu bildirdi.

Meme kanserinin kadınlarda erkeklere göre çok daha sık görülebilen bir hastalık olduğunu aktaran Yavuz şunları kaydetti:

”Meme kanseri dünyada ortalama her 8 kadından birinde görülüyor ve her yıl yaklaşık 450 bin kadın bu hastalıktan yaşamını yitiriyor. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde hem meme koruyucu cerrahi şansı doğuyor, hem de hayat kurtarıcı bir tedavi mümkün olabiliyor. Bu hastalık grubunda, memenin korunarak radikal cerrahi tedavilerinin uygulanabiliyor olması bir kadın için oldukça büyük öneme sahip. Meme kanseri farkındalık çalışmaları nedeniyle meme kanseri hakkında kadınların bilgi seviyesi yükselse bile, erken teşhiste çok önemli rol oynayan mamografik tarama, hekim muayenesi ve kendi kendini muayene etme çoğu zaman ihmal ediliyor.”

Yavuz, kadının birinci derece yakınının meme kanseri olmasının büyük önem taşıdığını ve özellikle annenin veya kardeşin menopoz dönemi öncesi meme kanseri olması durumunda riskin çok daha fazla yükseldiğini dile getirdi.

Birinci derece yakınlarında meme kanseri, yumurtalık kanseri, rahim kanseri, kolon kanseri ile prostat kanseri öyküsü olan kadınların yüksek risk grubuna girdiğini anlatan Yavuz, ”Aile bireylerinden en genç kanser teşhisi alan kişinin tanı anındaki yaşından 10 yıl önce, kadına tarama testlerinin başlatılması gerekiyor. Ancak genel olarak ailede kanser hastalığı bulunan kadınlarda 25 yaşın klinik muayene ve tarama testlerinin başlatılması için en uygun dönemi oluşturduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

(AA)

.

Tem 032015
 

Psikolog Barış Gürkaş, “Dünyada 350 milyon kişinin depresyonda olduğu göz önüne alınırsa, çevremizde olan birinin depresyonda olma ihtimali oldukça yüksek. Birçok zaman tam olarak ne olduğunu anlayamasakta, ruh sağlığına dair bir anormallik olduğunu görebiliyoruz. Doğal olarak ona yardımcı olmaya da çalışıyoruz.” dedi.

Psikolog Barış Gürkaş, “Değer verdiğimiz kişinin depresif ruh halinden kurtulması için kimi zaman doğru davranabilsekte, çoğunlukla sözlerimizle onu kendimizden daha da uzaklaştırıyoruz. Bende sizler için iyilik yapmak adına söylediğiniz ama söylemeseniz çok daha etkili olacağınız bazı cümleleri derledim.” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

1. Bunların hepsi senin kafanda bitiyor.
Millet olarak en sevdiğimiz cümle “Bunların hepsi senin kafanda bitiyor”, bununla karşımızdakinin tüm sorunlarını çözdüğümüzü sanıyoruz. Evet, kafada bitiyor doğru; malum beyin kafanın içinde. Kişisel gelişim zırvalarından türeyen bu kavramın, gerçeklikle payı olmasına karşın çözüme götürmüyor.

2. Her şeyin var neyine mutsuzsun?
Depresyonu bir rahatsızlık olarak görmeyen bizlerin en temel yanılsamasıdır. Depresyon sahip olunanlarla değişen bir durum değildir. Bu duruma göre maddi durumu çok iyi olanların depresyona girmemesi gerekiyor. Depresyonun kelime anlamının zıttı, zenginlik değildir.

3. İnsan içine çık biraz!
İnsan içine çıkmak temelde iyi fikir olabilir. Ancak depresyondaki kişinin kendine, geleceğe ve dünyaya olan olumsuz düşünceleri insanlarla temas etmesini zorlaştırır, insan içine çıktığında da kendisini daha iyi hissetmez.

4. Herkesin problemleri var seninkisi de dert mi?
Evet, doğru herkesin problemi var, ancak bu kişinin depresif duygu durumunu değiştirmek için yeterli değil. Başkalarının problemi depresyondaki kişinin ruh halini daha iyi hale getirmeyecek.

5. Yoga yap, ibadet et.
Bunlar insanı rahatlatır, iyi hissetmesini sağlar. Ancak orta seviye veya daha ileri şiddette depresyonda işlevsel olmazlar.

(İHA)

Tem 032015
 

AK Parti Gümüşhane Milletvekili ve Finlandiya Dostluk Grubu Başkanı Kemalettin Aydın, Finlandiya’da pizza restoranında uğradığı saldırıda öldürülen Kübray Köneç’in cenazesi Finlandiya Büyükelçiliği, Ulaştırma Bakanlığı ve Türk Hava Yolları ile gerçekleştirilen yoğun temaslar sonucunda yarın Türkiye’ye getirileceğini açıkladı.

Aydın, yaptığı yazılı açıklamada Finlandiya’nın Jyvasksla şehrinin Laukaa kasabasındaki bir pizza restoranına düzenlenen saldırıda üç Türk’ün öldürüldüğünü anımsatarak, saldırıda hayatını kaybedenlerden Kübray Göneç’in Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinden olduğunu söyledi.

Yaşanan olaydan büyük bir üzüntü duyduğunu ifade eden Aydın, şunları kaydetti:

“Kardeşimizin hayatını kaybetmesinin ardından derhal Finlandiya Büyükelçiliği, Ulaştırma Bakanlığı ve Türk Hava Yolları ile yoğun görüşme trafiğine başladık. Ve yüce rabbimin izniyle yurt dışında hayatını kaybetmiş olan Kübray Göneç’in cenazesini yarın itibariyle ülkemize getiriyoruz. Cenaze öğle saatlerinde saat 13.15′de Helsinki’den Türk Hava Yolları’nın TK 1762 kuyruk numaralı uçağıyla İstanbul’a oradan da yine THY’nin TK 2832 kuyruk numaralı uçağıyla Trabzon’a geldikten sonra cenaze Kelkit’e nakledilecek.”

(aa)

Tem 032015
 

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Ana Bilim Dalında görevli bir grup akademisyen, sinir kesilerinde, hastanın vücudundan alınan yağ dokularından elde edilen kök hücrelerin iyileşmeyi olumlu etkilediğini belirledi.

Deneysel çalışmalarından olumlu sonuçlar elde eden bilim insanları, bunu klinik uygulamalara taşıyıp kesilerle görülen el, kol, bacak ve yüz felçlerinin tedavisine katkılar sağlamayı hedefliyor.

Fakültenin Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Kahveci, tıpta kök hücre ve sinir iyileşmesi çalışmalarının yeni ve araştırmalara açık bir konu olduğunu söyledi.

Sinir iyileşmesinde kök hücrenin etkilerini araştırdıklarını belirten Kahveci, “Çalışmamız kapsamında sinir iyileşmesinin erken dönemlerinde yoğun kök hücre içeren yağ dokusunun kullanılmasında çok olumlu sonuçlar ortaya çıktı. Tabii ki bu deneysel bir çalışma. Klinikte uygulanabilmesi için birtakım aşamalardan geçmesi gerekiyor” dedi.

El, kol, bacak ve yüz felçlerine yol açan sinir kesilerinin özellikle iş ve trafik kazalarında görüldüğünü aktaran Kahveci, bunların iyileşmesi ve mikrocerrahi tekniklerle onarılması gerektiğini anlattı. Bu onarımlarda her zaman iyi sonuç almanın mümkün olmadığı bilgisini veren Kahveci, “Bu tedavide alınacak sonucun etkisini artırmak için o bölgeye kök hücre ya da kök hücreyi ayırmadan yağ dokusu eklemek, iyi sonuç almayı sağlıyor. Araştırma Görevlimiz Burak Ersen ile yaptığımız deneysel çalışmalarda, yaralı bölgeye kök hücre ilavesinin, erken dönemde sinir iyileşmesini artırdığına dair pozitif sonuçlar elde ettik. Bu, gelecek için oldukça umut verici bir sonuç” ifadesini kullandı.

“Tıbbi etik bakımından sakıncası yok”

Kahveci, deneysel çalışmalarının yaklaşık 1,5 yıl sürdüğünü dile getirdi.

Tıbbi etik bakımından bunun herhangi bir sakıncası bulunmadığını vurgulayan Kahveci, “Bu konu, etik birtakım tartışmalara kapalı çünkü kişinin kendi yağ hücrelerini alıyoruz. Dolayısıyla dışarıdan ya da başka bir canlıdan doku nakli ihtiyacı olmadığı için uygulamanın kısa sürede hayata geçeceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Ramazan Kahveci, deneysel çalışmayı kliniğe uygulayıp tüm vakalarda olumlu sonuç almayı beklemenin doğru olmayacağını ifade etti.

Söz konusu çalışmanın genişletilebileceğini kaydeden Kahveci, “Kök hücrenin, omur siniri dediğimiz büyük sinirin ya da beyindeki sinir hücrelerinin iyileşmesine de olumlu etkileri olacağını varsaymak mümkün ama bunun deneysel çalışmasını yapmak ve sonrasında kliniğe uygulamak ciddi zaman alacaktır. Bu, bizim için umut verici bir gelişme ve kök hücrenin bundan sonra da tıp alanında birçok gelişme getireceğine inanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

(AA)

Tem 032015
 

Burdur’da yaşayan 26 yaşındaki Osman Uğurel, halk arasında “kunduracı göğsü” olarak bilinen “pectus excavatum” hastalığı nedeniyle Burdur Devlet Hastanesine başvurdu.

Doğuştan sternum (iman tahtası) çöküklüğü bulunan hastada kalp ritm problemleri, çarpıntı ve nefes darlığı problemleri belirlendi.

Gerekli malzeme temini ve hazırlıklar yapıldıktan sonra hasta ameliyata alındı. Hastanın iki tarafından 3 santimetrelik kesiler açılarak 100′er gramlık 2 çelik bar, kalp ve iman tahtası arasından geçirilerek vücuda yerleştirildi ve çöküklük ortadan kaldırıldı. “Çelik barlar iki yıl sonra çıkartılacak”

Ameliyatı gerçekleştiren göğüs cerrahisi uzmanı Opr. Dr. Oktay Aslaner, gazetecilere yaptığı açıklamada, göğüs bölümünde çöküklüğün fazla olması nedeniyle 2 çelik bar kullanmak zorunda kaldıklarını söyledi.

Yaptıkları tetkiklerde göğsün ön bölümündeki kemiğin kalbin üzerine çok ciddi baskı yaptığını gördüklerini anlatan Aslaner, şöyle konuştu:

“Hastamızı en son yöntemle kapalı şekilde ameliyat ettik. Kalple iman tahtasının arasından bar geçirip daha sonra ters çevirerek öndeki kemiği yukarıya kaldırmış olduk. Hastayı ameliyattan bir gün sonra servise aldık. Şimdi taburcu olabilecek seviyede. Göğsündeki metaller 2 yıl kadar kalacak. Normalde bu hastaları biraz daha erken yaşlarda ameliyat etmek gerekiyor. Şimdi hem estetik olarak düzeldi, hem de bizim açımızdan önemli olan, kalbe ve akciğerlere yapılan bası ortadan kalkmış oldu.”

Aslaner, hastanın metallerden dolayı herhangi bir şey hissetmeyeceğini ve normal yaşamını devam edebileceğini kaydetti.

“Rahatsızlık hissetmiyorum”

Hastanenin Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanı Opr. Dr. Ulaş Sağlam ise hastayı hem göğüs hem de kalp ve damar cerrahisi olarak değerlendirdiklerini anlattı.

Yaklaşık 1,5 saat süren ameliyatın başarılı geçtiğini ifade eden Sağlam, “Barların çeşitli boyutları vardı. Önce hastanın göğsüne koyacağımız barların ölçüsünü aldık. Ameliyata başlamadan bu ölçüye göre barlara şekil verdik. Daha sonra operasyonu gerçekleştirdik” dedi.

Göğsüne çelik barlar konulan Uğurel ise ameliyattan sonra kendisini çok iyi hissettiğini dile getirdi.

Uzun süredir kalp ritm problemleri, çarpıntı ve nefes darlığı şikayetleri olduğunu anlatan Uğurel, “Göğsümde doğuştan bir çöküklük vardı. Büyük sıkıntı yaşıyordum. Ameliyat iyi geçti. Metallerden dolayı ise vücudumda herhangi bir rahatsızlık hissetmiyorum” diye konuştu. 

(AA)

Tem 032015
 

Uzman Diyetisyen Nilay Keçeci, özellikle 35 yaş sonrası kadınlar için 6 süper gıda önerisinde bulundu. Keçeci, 6 süper gıda ve faydalarını şöyle açıkladı;

 Keçeci, 6 süper gıda ve faydalarını şöyle açıkladı;

BROKOLİ

Özellikle cilt sağlığı üzerinde oldukça fazla olumlu etkisi olan brokoli, antioksidan özelliği ile cilt yenilenmesini hızlandırır ve yaşlanmayı geciktirir. Cildimizi esnek tutar, morarma ve çürümenin önüne geçer, kansere karşı korur. Akne oluşumunu önler, cilt kuruluğunu azaltır. Bunun yanında mide ve bağırsak sistemimizin düzenlenmesinde de olumlu etkileri vardır.

HAVUÇ

A vitamini içeriği de yüksek olarak bilinen havuç, hem sinir sistemi hem göz hem de cildimiz için oldukça önemli bir gıdadır. Cilde parlaklık verir, nem kazanmasını sağlar ve yenilenmesine yardımcı olur. Kabızlığa iyi gelir, kalp dostudur ve iltihabik hastalıklarda etkilidir. Kivi Kivi hem vücudu mutluluk veren seratonin hormonunun salgılanmasına yardımcı olur hemde cildi güzellştirir ve besler, kolestrerol düşürücü ve tansiyon düşürücü etkileri bulunmaktadır. C vitamini içeriği yüksek olan kivinin içeriği hücre DNA sını korur, kan şekeri regülasyonuna yardımcıdır

D VİTAMİNİ İLE TAKVİYE EDİLMİŞ AZ YAĞLI SÜT VEYA PORTAKAL SUYU

Kadınların günde belirli miktarlarda D vitaminine ihtiyacı bulunuyor. Kalsiyumun kemiklere faydalı olabilmesi için barsaklardan emilmesi gerekiyor. D vitamini alımı kadınlarda kalsiyum kaybı nedeniyle kemik kırılmalarına kadar olumsuz sonuçlara yol açabilen osteoporozun yanı sıra şeker hastalığı, multipl skleroz (MS), göğüs, kolon ve yumurtalık kanseri risklerini de azaltıyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar D vitaminin barsak ve yumurtalık kanserini önleme potansiyeli olduğunu ortaya koydu.

ÇİLEK VE BÖĞÜRTLEN

Çilek, böğürtlen, kızılcık ve ahududu gibi meyveler aynı şarapta olduğu gibi anti kanserojen özelliklere sahip ve hücre onarıcı olduğu bilinen antokyan maddesini içerirler. Antokyanlar meme, mide ve bağırsak kanseri risklerini azaltan önemli antioksidanlar arasındadır. C vitamini ve folik asit açısından çok zengin olan bu meyveler, cildin yaşlanmaya karşı korunmasına da katkıda bulunuyorlar.

FASULYE

Kadınların haftada en az üç dört kez yemelerinde büyük yarar olan fasulye protein ve lif açısından da son derece zengin bileşimleriyle, kalp krizi ve göğüs kanseri riskini azaltıyor. Ayrıca kadınlık hormonlarının dengeli ve istikrarlı olmasına katkıda bulunuyor. Uluslararası kanser araştırmalarına yer veren International Journal of Cancer adlı bilimsel makale dergisi araştırmacıların fasulye türlerinin ve mercimeğin göğüs kanserini önleyici etkileri olabileceğine dair bazı çalışmalar bulunduğunu duyuruyor.

DOMATES (DİĞER KIRMIZI MEYVELER: KARPUZ, KIRMIZI ÜZÜM, KAN PORTAKALI)

Kadınların domates, kan portakalı ve karpuz gibi likopen zengini gıdaları haftada üç – beş kez tüketmeleri tavsiye ediliyor. Güçlü bir antioksidan olan likopenin erkeklerde prostat kanseri riskini azalttığı gibi, kadınlarda da meme kanseri riskini azalttığını ortaya koyan yeni araştırmalar var.

DÜŞÜK YAĞLI YOĞURT

Henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte, haftada üç ila beş kez tüketilen az yağlı yoğurdun kadınlarda göğüs kanseri riskini azalttığı yolunda görüşler var. Ayrıca uzmanlar yoğurtta bulunan faydalı bakterilerin (probiyotikler) insan sağlığına çok olumlu etkileri bulunuyor. Barsakları ve sindirim sistemini düzenliyor, rahatlatıyor. Ayrıca kadınlarda mide ülseri ve vajina enfeksiyonu risklerini azaltıyor.

YAĞLI BALIKLAR

Haftada iki üç kez yenebilecek bu balıklarda en yararlı unsur Omega-3 yağ asitleridir. Somon, sardalye vb. gibi balık çeşitleri, hücre zarını güçlendirdikleri gibi, kalp hastalığı, hipertansiyon, depresyon, eklem ağrısı gibi rahatsızlıklara karşı korunmaya katkıda bulunuyorlar.

(AA)

.

Tem 032015
 

Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik, yılda 2,9 milyon kişinin KOAH’dan öldüğünü ifade ederek, “KOAH gelişiminde tüm dünyada en yaygın risk faktörlerinin başında sigara gelmektedir

Sigara kullanımı KOAH ve onlarca kronik, öldürücü hastalığa neden olarak bebek, çocuk, yetişkin ayrımı gözetmeden halk sağlığını tehdit eden ve mutlaka mücadele edilerek önlenmesi gereken bir sorundur” dedi.

Pulmoner Rehabilitasyon Haftası dolasıyla açıklamalarda bulunan Dr. Kemik, kronik akciğer hastalıklarından dolayı birçok sorunun ortaya çıkabileceğini kaydederek, “Nefes darlığı, çabuk yorulma, güçsüzlük hissediyorsanız, günlük aktivitelerinizi yapmakta güçlük çekiyorsanız değerlendirme için göğüs hastalıkları uzmanına başvurduktan sonra pulmoner rehabilitasyon programlarından yararlanmalısınız. Günümüzde kronik solunum hastalıklarının tıbbi tedavisinin standart bir bileşeni olarak kabul edilen pulmoner rehabilitasyon, kronik solunum hastalarının fiziksel ve psikolojik durumlarını düzeltmeyi ve sağlığı iyileştirmeyi hedefleyen, hasta değerlendirmesini takiben bireysel olarak belirlenen egzersiz eğitimi, davranış değişikliği ve hasta eğitimi gibi yaklaşımları içeren kapsamlı uygulamalar bütünüdür” diye konuştu.

Günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlanma, yaşam kalitesinde azalma veya egzersiz kapasitesinde kısıtlılığı olan tüm solunum hastalarına pulmoner rehabilitasyon uygulanabildiğini vurgulayan Kemik, “Pulmoner rehabilitasyon, her yaştaki solunum hastalarına rehabilitasyon ünitelerinin özelliklerine bağlı olarak hastanede, ayaktan ya da evde uygulanabilmektedir. KOAH başta olmak üzere astım, bronşektazi, kistik fibrozis, akciğer nakli öncesi ve sonrası, akciğer kanseri, obezite ilişkili tüm akciğer hastalıklarında pulmoner rehabilitasyon programı başarı ile uygulanabilmektedir. Pulmoner rehabilitasyonun en önemli basamağı egzersiz eğitimidir.

Hasta ve ailesine eğitim verilmesi, psikososyal destek, nefes darlığı ile baş edebilme yöntemleri, iş-uğraşı tedavisi, enerji koruma yöntemleri ve gerektiğinde beslenme desteği pulmoner rehabilitasyon programlarında yer almaktadır. Pulmoner rehabilitasyon programı en az 8 hafta süre ile uygulanmalıdır. Egzersiz eğitimi bırakıldığında kazanımlar kaybedildiği için egzersiz alışkanlığının devam ettirilmesi gerekmektedir. En yaygın risk faktörlerinin başında sigara gelmektedir. Küresel Hastalık Yükü Çalışması verilerine göre, yılda 2,9 milyon kişi KOAH’tan ölmektedir. KOAH gelişiminde tüm dünyada en yaygın risk faktörlerinin başında sigara gelmektedir. Sigara kullanımı KOAH ve onlarca kronik, öldürücü hastalığa neden olarak bebek, çocuk, yetişkin ayrımı gözetmeden halk sağlığını tehdit eden ve mutlaka mücadele edilerek önlenmesi gereken bir sorundur” şeklinde konuştu.

(İHA)

.

Tem 032015
 

ABD’de 78 bin kadının katıldığı, 16 yılı kapsayan araştırma, babası, kardeşi ya da oğlu prostat kanserine yakalananlarda meme kanseri riskinin yüzde 14 fazla olduğunu gösterdi.

Araştırma, babası, kardeşi ya da oğlu prostat, annesi ya da kız kardeşi meme kanserine yakalanan kadınlarda ise riskin yüzde 80′e kadar çıktığını ortaya koydu.

Prostat ve meme kanserlerinin aynı “hatalı genden” kaynaklanıyor olabileceğini vurgulayan bilim adamları, doktorların aile geçmişini ayrıntılı incelemesinin önemine dikkati çekti.

Araştırmanın sonuçları “Cancer” dergisinde yayımlandı.

(AA)

.

Tem 032015
 

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, kadınlarda obezite oranının erkelerden fazla olduğunu belirterek, “30 yaş üstü kadınların obezite oranının erkeklerin iki misli. Bu şık olmayan fotoğrafı değiştirmek için kadınların kendi iradeleriyle “ben bunu başarırım, öncülük yaparım” diyerek adım atması gerekiyor. Bu evlatlarımıza örnek olma anlamında da, toplumun sağlıklı geleceğini şekillendirmek anlamında da önemli ve gerekli” dedi.

Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla, Rixos Otel’de düzenlenen “Kadınlarda obezite ve etkileri” konulu sempozyuma, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam ve çok sayıda davetli katıldı.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, burada yaptığı konuşmada, obeziteyle mücadelede el birliğiyle hareket edilirse sağlıklı birey, aile ve toplumun alt yapısının oluşturulabileceğini belirtti.

Hükümet ve Bakanlık olarak sağlıklı yaşam kültürü şekline dönüştürecek eylem planını hazırladıklarını anlatan Müezzinoğlu, bunun kültüre dönüştürülememesi halinde sıkıntıların artacağını söyledi.

Müezzinoğlu, bireylerin “Mutlu olmak için en çok neyi arzu edersin?” sorusuna “sağlıklı olmak” cevabını verdiğini anımsatarak, en çok da hasta olmaktan korkulduğunu dile getirdi.

Sağlıksız beslenmenin önemine değinen Müezzinoğlu, sağlıklı beslenmenin herkesin kendi elinde olduğunu söyledi. Müezzinoğlu, bunun bilinç haline getirebilmesi ve kültüre dönüştürülmesinin kadınların ve annelerin iyi bilgilendirilmesinden geçtiğini söyledi.

Müezzinoğlu, anneleri hekim olarak çok gözlemlediğini ifade ederek, “İyilik yapalım derken hem eşlere hem çocuklara hem torunlara kötülük yapıyoruz. ‘Hadi bunu da ye, şunu da ye’, elimizde kase bekliyoruz. Sanki onu yedirince çok iyilik yapacağımızı zannediyoruz. Psikolojik olarak kendimizi rahatlatmak için onu yanlışlara sürüklüyoruz” dedi.

-”Kadınlar aktif rol üstlenirse dünyaya örnek olunur”

Spor yapmanın faydalarına dikkati çeken Müezzinoğlu, bunun ruh, beden, sosyal sağlık açısından önemli olduğunu kaydetti.

Müezzinoğlu, obeziteyle mücadeleye kadınların sahip çıkması halinde çok etkili sonuçların alınabileceğini dile getirerek, “30 yaş üstü kadınların obezite oranı erkeklerin iki misli. Bu şık olmayan fotoğrafı değiştirmek için kadınların kendi iradeleriyle “ben bunu başarırım, öncülük yaparım” diyerek adım atması gerekiyor. Bu evlatlarımıza örnek olma anlamında da, toplumun sağlıklı geleceğini şekillendirmek anlamında da önemli ve gerekli” şeklinde konuştu.

Sağlıklı beslenmenin sadece kiloları azaltmayacağını, diyabeti de azaltacağını söyleyen Müezzinoğlu, “can boğazdan gelir” in yanısıra “can boğazdan çıkar”ın da konuşulması halinde dengenin kurulabileceğini ifade etti.

-”Kız çocuğun hak ve hukuku erkek çocuğundan az olmamalı”

Eş, baba ve dede olarak içini en çok acıtan konunun kadına şiddet olduğunu dile getiren Müezzinoğlu, sorunun çözümünün yasalarda olmadığını çözümün yine annelerde ve kadınlar da olduğunu kaydetti.

Bakan Müezzinoğlu, oğlan evlat yetiştirilirken yaptığı yanlışın, ayıbın ‘elinin kınasıdır’, kız evladın da ayıbı ve eksiğinin ‘yüzünün karasıdır’ diye söylenmemesi gerektiğini belirtti.

Annelere, babaannelere, anneannelere kız evladın ve erkek evladın hak ve hukukunu adaletsiz yapmamaları tavsiyesinde bulunan Müezzinoğlu, erkek çocuğunun ruhen sağlıklı olmasını annelerin, babaların, babaannelerin ve anneannelerin şekillendirdiğini söyledi.

Kanunlardan çare aramanın bu konuda farklı çaresizliklere iteceğini dile getiren Müezzinoğlu, “Kız çocuğun hak ve hukuku erkek çocuğundan az olmamalı onun hak ve hukukunu koruyan bir anlayışla yarın sosyal yaşama, toplumsal hayata hazırlamalıyız” dedi.

-”Kadına yönelik şiddet insan hakları ihlali”

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı İslam, obezitenin önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, bu yıl Kadınlar Gününde daha çok kadına şiddetin konuşulduğunu söyledi.

İslam, dün Mardin’de yapılan toplantıda Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kadına yönelik yapılacak faaliyetleri açıkladığını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da kadına yönelik şiddeti önleme tedbirlerinin bizzat takipçisi olacağını söylediğini hatırlattı.

Bugünden sonra da kadına yönelik şiddet konusunda Hükümet ve Bakanlık olarak çalışmalara devam edeceklerini dile getiren İslam, kadına yönelik şiddetin ağır bir insanlık suçu ve insan hakları ihlali olduğunu aktardı.

Bu konularda yasal düzenlemeler açısından Türkiye’nin herhangi bir açığın bulunmadığını vurgulayan İslam, uluslararası sözleşmelerin imzalandığını ama bütün bunlara rağmen kadına yönelik şiddetin ne yazık ki devam ettiğini kaydetti.

Bakan İslam, “Yöntemi değiştirmek, farklılaştırmak, çeşitlendirmek lazım. Bir zihniyet değişimi meydana getirmek, farkındalığı farklı bir boyutta artırmak lazım. Tüm insanların dikkatini bu noktaya çekerek, zihniyetimizin içindeki hatalı, puslu noktaları ortadan kaldırmak ve kadına layık olduğu saygı pozisyonunu iade etmek lazım. Bundan sonraki süreçte bu konuyla ilgili çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Obeziteyle mücadeleyi sağlık eğitim programlarının içerisine alacağız

Obezitenin mücadele edilmesi gereken bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkati çeken İslam, obezitenin eğitimle, cinsiyetle, yaşla, hayat tarzıyla ilgili tarafları olduğunu anlattı. Türkiye’de yapılan istatistiki çalışmalara göre, beslenmeyi sağlayanın kadınlar olduğunu anlatan İslam, obeziteden en fazla zarar görenlerin de kadınlar olduğunu belirtti.

İslam, kadınlara beslenme konusunda ciddi bir bilinçlendirme yapılması gerektiğine vurgu yaparak, Bakanlık olarak obeziteyle mücadele ettiklerini, Alie Eğitim Programlarında yaklaşık 200′e yakın modülle halkı bilinçlendirdiklerini anlattı.

Devlet bakımı altındaki çocuklar için sporu önemsediklerini, çocukların sporla iç içe bir hayat yaşamaları için bir program uyguladıklarını belirten İslam, son bir kaç yıl içerisinde lisanlı sporcu sayısını 79′dan 3 bin 300′e çıkardıklarını, bunun çok ciddi bir başarı olduğunu kaydetti.

(AA)

.

Tem 032015
 

Düzce Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mevlüt Pehlivan, “Önümüzdeki 10 yılda obezite, önlenebilir ölüm koşulu taşıyan hastalıklar bakımından sigaranın da önüne geçecek gibi görünüyor. Bizim açımızdan durum gerçekten çok kritik” dedi.

Pehlivan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, obezitenin gittikçe artan oranda “dünyanın problemi” olma noktasına geldiğini belirtti.

Dünyada birçok rahatsızlıktan kurtulma faktörünün, sigara ve tütün kullanımının bırakılması olarak bilindiğine işaret eden Pehlivan, “Sigara ve tütün kullanımının engellenmesi, insanların toplumda belli hastalıklardan kurtulmasını, hayati risklerden korunmasını sağlayabiliyor. Bunu net olarak biliyoruz” ifadesini kullandı.

Obezitenin önlenebilme ihtimali olan hastalıklar bakımından dünyada sigaranın ardından ikinci sırada bulunduğunu açıklayan Pehlivan, “Nasıl ki sigara kullanılmasının engellenmesi insanlarda bazı hayati riskleri de engelliyor, obezite de önlenebilirse bazı hastalıkların önüne geçilebiliyor ve önlenebilir ölüm sıralamasında ikinci sırayı alıyor. Daha acısı önümüzdeki 10 yılda obezite, önlenebilir ölüm koşulu taşıyan hastalıklar bakımından sigaranın da önüne geçecek gibi görünüyor. Bizim açımızdan durum gerçekten çok kritik” diye konuştu.

- “Obeziteye bağlı ölümler kansere bağlı ölümlerin önüne geçmeye başladı”

Günümüzde erişkin her üç kişiden birinin obez olma potansiyelinin, her 5 kişiden birinin zaman içinde morbid obez olma ihtimalinin bulunduğunu aktaran Pehlivan, şöyle devam etti:

“Çalışılmış bir Amerikan verisi var. ABD’de obeziteye bağlı yılda 300 bin ölüm bildirilmiş. Bu ölümler, meme ve kolon kanserine bağlı ölümlerden daha fazla. ABD’de yılda meme ve kolon kanserinden ölenlerin sayısı 90 bin. Obezitenin, belli kansere bağlı ölümlerin bile önüne geçmeye başladığını net bir şekilde görebiliyoruz.”

Prof. Dr. Mevlüt Pehlivan, obezitenin başlı başına bir klinik antite olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

“Hastalığın vücutta etkilemediği organ veya sistem yok. Bütün kalp damar sisteminden tutun da sosyal problemlere kadar hepsini bir arada götürüyor. Özetlersek, 20. yüzyıldan itibaren üzerinde en çok durulan konu sigaradır, kesinlikle önümüzdeki 10 yıl içerisinde bunun önüne geçeceği tahmin ediliyor. Bu kadar önemli bir kilinik durum. Biz de bu konuyla ilgili yaklaşık olarak 9 yıldır ilgileniyoruz.”

(AA)

.



Copyright kurtlu.com © 2008 - Bu sitedeki makaleler creativecommons Lisanası ile korunmaktadır Tüm Hakları Saklıdır

Bilgisayar ve İnternet